Sayfalar

27 Şubat 2008 Çarşamba

SINGAPUR

Buraya gelmemiz de olay oldu. Gece Ersoy yattiktan sonra benim yer ayirttigim sirketin cok sehir disindan kalktigini ogrendim. Trenden yer alamiyorum, kredi kartlarini kabul etmiyor. Diger otobus sirketleri de sorunlu. Baktim trende hala cok yer var, Ersoy'a dedim trenle gidelim, 8:15'te diye. Uyu arasinda yanlis anlamis, beni 8'de kaldirinca gitti tabii tren. Bir sonraki ogleden sonra, o kadar gec kalmak istemiyoruz. Atlayip otobus terminaline gittik, ama oradan kalkanlar bizim Fatiha Express hesabi. Neyse, birinin first classinda yer varmis da, atlayip o terminale gidip otobuse bindik.
Otobus harika, gecen sene benim bindigim bazi otobusler gibi. Koca, yatan koltuklar, her yolcuya ayri tv ekrani ve sadece 80 ringit. Sinirdan da cok rahat gectik, Iranli genc bir cift disinda kimsenin bavulunu acmadilar.
Bu Singapur siniri hakkinda cok sey duymustuk. Sakiz yasak, sigara yasak...Dogruymus ama tipinizi duzgun gorunce pek ugrasmiyorlar. Ersoy yanmisti yoksa, cantasinda bir suru sakiz vardi. Ben zavalliysa sadece 2 paket sigarayla girdim buraya. Kotu oldu, hele de burada bir paketin 10 lira oldugunu dusunurseniz. Idare edecegim artik, nasil olacaksa?

Yalan soylemeyeyim, Singapur'da internet isi zor geldi, yollayamadim. Aslinda su anda havaallanindayiz, Bangkok'a donuyoruz. Orada biraz vakit olunca yazarim artik buralari.

SON 6 GECEMIZ...HAFTAYA MEMLEKETTEYIZ...

TAWAU-KUALA LUMPUR

Sabahin yine korunde geldik. Bir taksiye binip, kutsal Lonely Planet'in tavsiye ettigi otele gittik, dolu. Zaten kitaptaki en kisa bolumlerden biri buraya ait, adamlar bir sayfa bile ayirmamislar Tawau icin. Taksici amca bizi aldi, dort yildiz bir otele goturdu, 100 ringite okey dedik. O saatte yapacak bir sey yok ve biz de cok yorgunuz. Epeyden beri boyle gercek bir otelde kalmamistik. Asansor var, anahtar yerine kart, gercek bir banyo, LCD televizyon. Hatta ertesi sabah ben kahvaltimi odaya bile getirttim( Sadece 5 lira). Esyalari asagi birakip dolasmaya cikmadan hesabi odeyeyim dedim, 143 ringit aldilar. Nasil olur falan derken, sorumlu geldi, bu sefer bizden 95 aldilar. Yani anlastigimizdan bile az. Bir de benim kahvaltiyi yanlis odaya yazmislar, allahtan durustuz de, resepsiyoncularin cebinden cikmadi. Cok hosuna gitti calisanlarin.
Sehir gercekten cok cok normal, ufak bir yer. Butun gun bizden baska yabanci bile gormedik ortalarda, hatta ogleden sonra internet ve yemek icin oranin en luks oteline gittigimizde bile. Hele balik pazarinda kiyamet koptu, herkes selam verdi, muhabbetler, fotograf cektirmek icin yarismalar. Inanilmaz eglendim.
Havaalani yine uzak, 30 kilometreden fazla. Taksiye 38 ringit odedik bu sefer. Ucak tabii ki Air Asia. Tamam, ucuz ama bacaklarinizin sigmayacagini ve 15 kilodan fazla esya almamaniz gerektigini unutmak lazim. Ben her zamanki gibi asiri yuk sorununu butun kitaplari ve agir mallari ufak sirt cantamda tasiyarak astim. Yoksa fena para oderdik..
Bu Air Asia isine alismak lazim, daha Singapur-Bangkok var sirada.
Ve yine Kuala Lumpur, yine Pujangga Homestay..
Havaalanindan taksiye binmek de sart degil bu arada, adam basi 15 ringite sizi otelinize kadar goturen minibusler var. Ama biz zaten gec geldik, sehre de epey yol var, bileti havaalanindan alip, 62 ringite gittik sehre. Esyalari odaya atip, Ceylon Bar'da Payzin'la bulustuk. Onu gormeden buradan ayrilmak istemiyordum dogrusu..
Yarin Singapur'a yola cikiyoruz.

KOTA KINABALU-BORNEO

Iste boyle geldik Kota Kinabalu'ya. Burasi Borneo adasinin Malezya tarafindaki iki eyaletinden Sabah'in baskenti.Sehir oyle cok buyuk degil, yuruyerek yarim gunde heryeri gormek mumkun.
Kaldigimiz hostel harika bir yer, adi Red Palm. Bizden once uc Turk daha kalmis burada ama adllarini bilemiyorum, belki Muratlardir. Kahvalti dahil iki kisi icin 60 ringit veriyoruz. Aslinda ilk girdigimizde icerde sigara icilmedigini gordugumde epey bozulmustum, meger arkada guzel bir balkon varmis. Zamanimin cogunu orada gecirdigimi tahmin edersiniz herhalde.
Burasi ufak bir yer, yeni acilmis zaten. Odalarin ayri banyosu yok ama o kadar temiz bir yer, sahipleri de o kadar guleryuzlu ki, ortak banyolari kullanmak umurumda degil. Hatta banyo koridorunu o kadar begendim ki, evinkini de oyle yapmayi dusunmeye basladim. Yer beyaz cakil taslariyla kapli, yurumek icin tahtalar var aralarda. Taslari falan bulurum da, banyo kapisini nasil acilir hale getiririm, onu dusunuyorum.
Dedigim gibi, balkonda epey zaman gecirdim. Internetimiz var, balkon da arkadaki, iki binanin arasindaki avluya bakiyor. Ilk sabah cok hostu, bizim caddede her pazar sabahi bir pazar kuruluyor, kalani da arkaya kurulmustu. Koylu teyzeler mallarini satiyordu.
Bir kere fena halde korktum orada. Koltuga kurulup, cayimi almisim, kitabimi okuyorum ki, kocaman bir sey cikti koseden. Dev gibi bir fare. Bos bulundum, bir ciglik attim, Ersoy, resepsiyondaki kizlar hemen kostular. Utana utana “Sadece fare” dedim, herkes guldu halime. Farecik megerse hergun oradan birkac kez gecermis. Daha sonra ben onun gelip gitmelerine cok alistim ama anlasilan bu sefer zavalli benim ciglligimdan korkmus. Ben oradayken gecememeye basladi. Ayaklarimi kaldirdim, kipirdamadan durdum rahat gecsin diye, nafile.
Bu arada ilk gordugumde dev sandigim farenin sadece yirmi santim oldugunu da utancla farkettim.
Burada ilk birkac gunumuz ortalarda dolanarak gecti. Ilk gun Mabau'dan arkadaslarimiz Hannah ve Martin de geldi, aksamlari onlarla takildik. Sonunda onlar Endonezya'ya dogru yola cikti, biz de gunlugu 100 ringite bir Kancil kiralayip daga dogru iki gunluk bir yolculuga ciktik.
Kancil, Proton'un bir modeli. Cok komik bir araba, minicik, motor sadece 650cc. Deposu 22 litre, fullemek de 40 ringit tuttu. Son gun 5 ringitlik daha benzin alinca, 400 kilometreden fazla yolu 15-20 liraya yapmis olduk. Eh benzinin litresi 70 kurus olunca...Ah memleketim dedim yine icimden..
Arabayla ilgili tek derdimiz milletin bana gulmesi oldu. Sofor koltugunu ne kadar geriye alsam da, binerken egilip bukulmek zorunda kaliyorum, bacaklarim zor giriyor. Hal boyle olunca da Malezyali vatandaslara fena halde espri malzemesi oldum.
Ilk gun once 150 kilometre kadar ilerdeki cay bahcelerine gittik. Gec gittigimiz icin fabrikayi gezemedik, Ersoy cok uzuldu. Cunku arada tropik bitki ortusu olmasa, yesilligiyle, tepeleriyle ayni Karadeniz.
Oradan kaplica bolgesine gittik. Yine yagmur ormaninin icinde tabii ki. Su bana biraz soguk geldi, yoksa mayom falan hepsi yanimdaydi. Zaten suya girsen de girmesen de 15 ringit giris odeniyor. Ayni bileti nasil olduysa ertesi gun Kinabalu Dagi Parki'na girerken de kullandik. Aslinda ayni gun kullanmak gerekiyormus ama adama benim bileti gosterince gecirdi bizi.
Bu arada da kaplicalara geldigimizde onu alalim, bunu birakalim derken arabanin anahtarini icerde unutup, kapadik kapilari. Al sana bela! Ben bir yandan kizip, bir yandan arabanin kapisini, camini nasil sokerim derken Ersoy hemen yandaki arabadan bizimle ayni anda inen gencleri cagirdi. Gencler nedense hic sasirmadan, fazla da dusunmeden, cikardilar bagajlarindan uzun, metal bir cetvel, bir iki denemeden sonra aciverdiler kapiyi. Bizdeki sansa bakin, o kadar insan varken tam da araba hirsizlarinin yanina dusmusuz! Nedirler bilemiyorum ama sagolsunlar. Yoksa biraz sonra baslayan yagmurda ne olurdu halimiz bilemiyorum.
Korkunc bir yagmur altinda milli park girisine dogru yola koyulduk. Bu arabayla bu yolarda hizli gitmek zaten zor, yagmur da eklenince iyice dustu hizimiz. Bahanesiyle soforlerin neden yagmur yaginca klimayi iyice actiklarini anlayip hak verdik adamlara, cam acmak falan yetmiyor, camin bugusunu temizleyen tek sey klima, baska yolu yok.
Giderken kalacak iki yerin brosuru vardi elimizde. Ilki turizm ofisinden aldigimiz Rose Garden. Gittik, oda 87 ringit, kalalim artik dedik, tam esyalari tasidik ki, sigara icilmez tabelasini gordum. Kadina nerede icebilecegimi sordugumda “Disarda” dedi, benim kafa atti. Bu havada nasil cikayim disari? Zaten yeri de pek begenmemistik, esyalari geri yukleyip ciktik oradan. Ikinci durak hostelin tavsiye ettigi D'Villa oldu. Oda fiyatini kahvalti dahil 100'den 80'e indirdiler, ben odaya bakmaya gittim. Tam suit gibi, TV, sehpa, iki koltuk banyoya da gecilen giris kisminda, dev gibi bir oda...Ama beni tavlayan balkon oldu. Karsidaki daglara ve tepeden vadiye bakiyor. Epeydir o kadar guzel bir dag manzarasi gormemistim. Ustelik tam odanin onunde araba icin ozel yer de var. Tek sorun restoranin karsida olmasi. O aksam yanimizdakilerle idare ettik.
Butun gece araliklarla firtina devam etti. Bir ara epey korktum. Gazetelerde durmadan buralardaki sellerden, heyelanlardan bahsediliyor. Hemen yakinimizdan 3000 kisi bir gun once tahliye edilmis. Yollardaki heyelanlari, temizleme calismalarini biz de gorduk zaten. Biz de tam yamactayiz, ya kalkip kendimizi vadinin dibinde bulursak diye aklimdan gecmedi degil.
Ama yagmur yagmadigi anlar muhtesemdi. Mukemmel sessizlik...Sabah kuslarin, boceklerin otusu bile o sessizlikten sonra beni epey rahatsiz etti dogrusu.
Kahvaltiyi anlatmadan gecemeyecegim, epeydir o kadar zenginini gormemistim cunku. Her yerde tost ekmegi, margarin, jolemsi bir recel ve cay ya da kahve . Burada ise yumurta, sosis, ekmek,tereyag, recel, tatli corek, domates, salatalik, portakal suyu ve cay ya da kahve. Nasil da guzel geldi ama...
Milli parkta asil girise kadar araba yolu var, isteyen patikalardan da cikabiliyor. Ama giristen sonra tek basiniza dort kilometre kadar tirmanmak da mumkun, ondan sonrasi icin 100 ringitlik izin ve rehber sart. Hava zaten keyifsiz, bulutlar asagida, manzara bile gorulmuyor. Selale manzarasina cikalim dedik, durum ayni. Biz de yavas yavas yola dustuk.
Yolda manzara yine cok guzel, ama bu sefer sisten. Dagdan inene kadar kurtulamadik. Yine de yoldaki tabelalardan birinin fotografini cekebildim. Yuz kusur kilometre yolun her tarafinda bir kilise tabelasi. Hepsi birornek ve hepsi de ayri bir aziz adina. Bunlar Cin asilli Malaylarin koyleri, misyonerler iyi calismis buralarda anlasilan. Sehre yaklasinca da “Butun Azizler” kilisesini gorunce hic sasirmadim. O kadar kilise ve azizden sonra buna koyacak baska isim kalmamis:))
Sehre dondugumuzde hazir araba varken gitmedigimiz taraflara da gidelim dedik, birsey yokmus. Kalan zamani otogara yakin bir alisveris merkezinde gecirdik. Daha dogrusu Ersoy kahve icip, internete girerek, ben ise otoparkta kitap okuyarak. Orada da sigara yasakti da...
Arabayi teslim edip, otobuse bindik.
Bu sefer fatiha yoktu ama sofor hiz ibresini kirmaya karar verdiginde, okusamiydi diye de dusunmedim degil.
Bu yolculugu hic anlatmayacagim, bir onceki yazidaki cis, durian disindaki hersey ayni.Sadece otobus biraz daha rahatti.
Ama burada bir daha asla otobuse binmemeye yemin ettim o gece.

18 Şubat 2008 Pazartesi

FATIHA EXPRESS

Hayatım boyunca bir sürü “çok kötü” başlığı altında toplayabileceğim yolculuk yaptım, ama Borneo'da Semporna-Kota Kinabalu arasındaki yolculuğum kesinlikle ilk üçe girer, o yüzden ayrı bir başlığı kesinlikle hakediyor. 
Bu yolculuğun biletini daha Sipadan'a gitmeden önce acentaya aldırtmıştım. İşte hata bir. Üşenme, kalk git al kendi otobüs biletini işte...Ama ne yazık ki onlara aldırdım, böylece kaderimiz bağlanmış oldu.
Otobüs aksam 7:30'da. Biz de erkenden yüklendik çantaları, geldik söylenen yere. Baktım ilerde bazı otobüsler var, oraya gittik. Bilete de düzgün bakmadım ya, bunlardır herhalde, iyi, otobüsler güzel diye düşünüyorum. Ama bileti çıkarınca o şirket olmadığını gördüm. Tarif ettiler, yakınmış, gittik Kinabalu Express durağına. Otobüsü görür görmez eyvah dedim ama iş işten geçmiş, otobüs kalkmak üzere, gideceğiz artık. Bir yandan da kendimizi teselli ediyoruz, daha kötüsünü de gördük diye. Nasılsa dokuz saat yol, uyuya uyuya gideriz artık. Başımıza gelecekleri bilmiyoruz ya daha! Bindik otobüse, yerimize oturduk, tam şöför arkasındayız. Saat geldi geçti ama hala kıpırdamıyoruz. Bir baktık ki, şöför arabanın altında birşeylerle uğraşıyor. Lastiğe de bakıp duruyorlar, galiba sorun frenlerde. O kadar iyi niyetliyiz ki, bagajlar dolup, içeri eşya alınmaya başladığında bile, normal deyip geçtik. Herkes bindiğinde şöför kapıyı, ışıkları kapatıp aldı mikrofonu eline, ciddi bir ses tonuyla birşeyler anlatmaya başladı. Arada "inşallah"ı yakaladık. Sonunda "Hadi bakalım,Fatiha" dedi ve herkes başladı dua okumaya. Kardeşim yola çıkıyoruz, oku başka bir dua, illa fatiha mı olması lazım. Anlayın ruh halimizi..
Ve otobüs yavaş yavaş hareket etmeye başladı.İlk başta sakin sakin gidiyordu ama şehir dışına çıkar çıkmaz gaza bir yüklendi bizimki. Frenlerde sorun olması ihtimalini bile düşünmemeye çalışıyorum bir taraftan. Dar yollar, iki şerit, hava kararmış, yağmur son hız ve bizim şöför bir yandan bastıkça basıyor, üstüne genelde de ters şeritten gidiyor, bir yandan da ya şarkı söylüyor, ya muhabbet ediyor, arada da telefonla konuşuyor. Bir seferinde de direksiyonu bırakıp, kulağına damla bile damlattı adam.
İçerde bir de buram buram durian meyvesi kokuyor. Kötü kokusu yüzünden bazı yerlerde bu meyve yasak. Sevenleri olsa da sevmeyenleri hiç de azımsanamayacak kadar cok. Ben sevmeyen grubundayım ve bir tanesi şöför amcamın önünde açık duruyor. Arada muavin koku sıkmasa, çok fena halim. Ben durian kokusunu bastırmak için sanıyordum ama bu koku işi de başkaymış, sonradan anladık...
Bir ara ortalık hareketlendi, herkes yerdeki eşyalarını kucağına almaya başladı. Fenerle bir baktık, arkadan su geliyor. Islanmadan aldık çantaları kucağımıza. Biz hala bunu sadece su sanıyoruz tabii..Otobüs tavandan su aldığı için...Meğer yolcu kadınlardan biri tuvalete kadar gideme, indir donu, işe otobüsün ortasına. Su sandığımız çişmiş meğerse. Kadıncağız derdini mi anlatamadı, yetişemedi mi tuvalete, bilmiyorum. Ama biraz sonra yolun ortasında indiriverdiler kadını- ve yanındaki 7-8 yaşlarındaki kızı- otobüsten. Bir de muavin dalga geçti kadıncağızla. Sebebini bilmiyorum ama giydiği yeleğin arkasındaki kızıl haç arması yüzünden olmuş olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Fakirlik her yerinden akıyordu zavallımın. Azıcık dil bilsem birşeyler yapardım mutlaka. Ama o kadar hızlı oldu ki, ben otobüsten atıldığını farkettiğimde hareket etmiştik bile.
Gece yarıma kadar durmadık. Şöförümüz ralliye devam etti, klima sonuna kadar çalıştı. Üstümdeki iki uzun kolluya ve sarındığım havluya rağmen titremekten uyuyamadım. Bu arada arabadaki çişli su seviyesi de gitgide arttı.
Üstüne bir de ısınan balatalar yüzünden ikide bir durmak zorunda kaldık. Her duruşta otobüsün iki yanından dumanlar, yanık lastik kokusu yükseldi. Birşey olsa duramayacak adam, farkında değil. Ya da umurunda.
Muavin elinde sprey kutusu, içeri koku sıkmaya devam etti. Durian kokusu, çiş kokusu, bir de yanık lastik. Dünyada bunlari geçirebilecek kadar güçlü parfüm olduğunu sanmıyorum.
Kota Kinabalu'ya vardığımızda kendimizi arabadan nasıl attığımızı bilemedik.
Bir sigara yakıp gökyüzüne baktım.
Ve ben en sonunda anladım neden şöförün başka bir dua değil de FATİHA okuduğunu...

MABAU-SIPADAN

Sipadan birkac yil once korumaya alindigindan beri adada konaklama yasak. O yuzden oraya en yakin konaklama yeri Mabau adasi. Yine de kalacak cok az yer var. Pahali bir-iki resort, bizim kaldigimiz Uncle Chang'in(Chang Amca) yeri ve baska bir acentaya ait olan eski petrol arama platformu. Biz oraya geceligi butun yemekler, gun boyu cay,kahve,sandvic ve icme suyu dahil adam basi 50'ser ringit verdik. Odalar cok basit, icerde bir yatak, bir masa ve ayna ve bir vantilatorden baska birsey yok. Bir de banyo var ama anlasilan insaati daha bitmemis, kullanmak mumkun degil. Butun odalar ayni durumda, duslar, tuvaletler ortak, sicak su yok hatta herkes ayni anda dalistan dondugunde dus sayisi yetmediginden, kovalardan dokunerek yikandim bir-iki kere. Yine de keyfimiz pek yerinde. Butun tesis tahtadan ve suyun ustune yapilmis, arada canin isterse atla suya yuz. Hatta biraz ilerimizde deniz bir anda derinlesiyor, yuzlerce metre oluyor. Al maskeni, git balik seyret.
Dedigim gibi ada ufacik, bir tane restorani var. Voleybol sahasi hemen onunde, cami de ilersinde. 5 ringite San Miguel birasi satiyor. Aslinda bu bira Filipinler'den ama oraya o kadar yakiniz ki, ilk geldigimizde bize Filipinler'e hosgeldiniz demislerdi. Adalilar kendilerini daha cok orali sayiyor. Sigara da aynen, Malezya marlborosu 8.20, Filipinler marlborosu 3 ringit.Filipinler mali olani tavsiye ederim.
Yemekler hakkinda yorum yok, adada birkac ufak bakkalda taze sut bile bulunmuyor, o yuzden bazen ne bulduysam yedim, bazen de ac kaldim. Ve yine umurumda degil, gece dibimize kadar gelen dev kaplumbagalari gorunce, aclik falan kalmiyor.
Bir de buranin en sevdigim yanlarindan biri de calisanlari oldu. Nasil guleryuzlu, nasil iyiniyetliler. Burada calisiren eglendikleri de hemen belli oluyor. Gunun hangi saati olursa olsun , isi olmayan minderlerde uyuyor, gitar ya da bateri caliyor, sarki soyluyor. Bateri ayri bir olay zaten. Eski tencere kapaklari, bidonlardan yapilmis, acayip calisiyor ve sesi de cok hos. Ersoy fotograflarini cekti, mutlaka bir bakin.
Bateriyi bir de yeni birileri gelirken ya da adadan ayrilirken soyledikleri sarkida mutlaka kullaniyorlar.Tabii bir de arada verilen partilerde de mutlaka canli muzik var. Sarki cok eglenceli, Ersoy sozlerini ve akorlarini aldi, isteyen dinler artik.
Simdi isin ozune doneyim, adaya gelir gelmez odamizi aldik, esyalari birakip, Sipadan'a dalisa gittik. Mabul'dan Sipadan havaya gore yarim saat kadar suruyor. Orada her dalistan sonra adaya donerek uc dalis yaptik. Ne diyeyim? Dunyanin en guzel dalis yerleri derken cok haklilar. Gorulen baliklar, mercanlar muthis. Anlatmam mumkun degil. Ama benim en cok hosuma giden seylerden biri de oradaki dalislarin hemen hepsinin duvar ya da resif dalisi olmasi. Bir yerde derinlik 2.5 metreyken, duvari gormek harika. Hele de derinligin orada 600 metre olmasi. Tabii, 600 metreye inilmiyor, benim maksimum derinligim 24 metre oldu ama yetti. Dokunarak gecen kaplumbagalar, kendi havasinda gezinen kopekbaliklari, binbir cesit mercan baligi...Duvarin yaninda durup yuzeye baktigimda kendimi kaya tirmanisindaymisim da, etrafimi kelebekler sarmis gibi hissettim. Asagisi? Hic sormayin, derin, cok derin ve cok karanlik. Yukseklik korkusu olanlar burada hayatta dalamaz, hatta snorkel bile yapamaz. Cunku snorkel yaparken de bircok sey cok net goruluyor, dalinca goruldugu kadar yakin olmasa da.
Burada yuzmeden olmemek lazim.
Adayi bu kadar korumalari bu yuzden iste. Bir zaman once butun otelleri yikip, ozel bolge ilan etmisler. Zaten birakin konaklamayi, ozel izin olmadan sahildeki iskeleden sadece 50 metre kadar ayrilabiliyorsunuz. O da sadece tuvalete gitmek icin.
Gunde de sadece 100 kisiye izin veriyorlar, dalmak icin, snorkel icin ya da sadece sahilde oturmak icin, farketmez. O yuzden her dalis merkezinin bir kotasi var. Kurallar cok acik ve sert, izin yoksa dalis yok.
Cok zor ayrildik oralardan..

13 Şubat 2008 Çarşamba

BORNEO-SEMPORNA-SIPADAN

Geldik en sonunda Borneo'ya da. Sagolsun Air Asia, gidis-donus billetimiz iki kisi 360 TL. tuttu. Neredeyse uc saatlik ucus KL'dan. Tawau'dan da taksiyle bir saat, 95 ringit. Yolu fazla hatirlamiyorum, daha ucak havalanmadan uyudum, gozumu Tawau'da actim, taksi bulduk ve ben Semporna'ya kadar yine uyudum. Arada tek gordugum palmiye yagi plantasyonlari oldu.
Burada ilk once Scuba Junkies'e gittik, yer yok. Ustelik Sipadan dalislarinda ayin 20'sine kadar yer yok. Sipadan'a gunde sadece 100 kisi aliniyor, o da izinle. Her dalis sirketinin bir kotasi var, onu gecemiyor. O yuzden ozellikle yuksek sezonda gelmek isteyenler bence en az bir ay onceden rezervasyon yaptirmali.
Burada Dragon Inn'de yer bulduk. Suyun ustune yapilmis, ahsap, uzun evlerden olusan bir otel. Yatakhanede kisi basi fiyat 15 ringit. Ama biz yine ayri oda alinca 66'ya cikti. Kahvalti dahil ama ben denemedim bile. Ya bir dilim yagli,recelli ekmek ve cay ya da kahve, ya da kizarmis muz ve cay ya da kahve. Ersoy gitti ama pisman oldu.
Burada dalis icin birkac yer var, hepsi hakkinda iyi ve kotu seyler yazilmis. Malzeme, konaklama, vs..hakkinda. Ben Sipadan Divers dusunuyordum ama aksam Bruce orada bir gun once hemen herkese kotu hava verildigini soyleyince caydim. Su altinda mazot solumak hic hos olmaz.Yarin icin mucizevi bir sekilde Uncle Chang'da yer bulduk, aldik hemen. Iki gece de Malau'da yine deniz ustu platformlarinda kalalim diyoruz. Bakalim...Hava cok kotu, dun fena halde yagmur vardi, bugun aksam da ruzgar basladi. Hani dalinca tamam da, deniz ustu pek hos olmuyor.Sansimiza artik.
Semporna ufacik bir kasaba. Ilginc olan tek tarafi dalgiclar disinda kimse gelmedigi icin hala "normal" olmasi. Camisi, kocaman bir pazar yeri var. Baliklar sudan ucuz, kilosu 3-6 ringit, yani 1-2 lira. Ah, bir de pisirecek yer olsa..
Iste boyle, yarin sabah Malau'ya ve Sipadan'a gidiyoruz. Ben dalacagim, Ersoy snorkel takilacak. Zaten gelenlerin yarisindan azi dalgic, ilginc bir sekide...
Hava pek fena, hani memleketteki gibi kar yagmasa da.........
Bu arada unuttum
GONG XI FA CAI
FARE YILINIZ KUTLU OLSUN!

TAMAN NEGARA

Yine merhaba,
Taman Negara'yi anlatacaktim ama Ersoy cok guzel anlatmis, benim yazmama gerek kalmadi. Ama yine de bir-iki sey eklemek istiyorum.
Giden olursa, tur falan almasin. Trekking yollari nehrin karsisinda kaliyor ama nehri gecmek sadece 1 ringgit.Patikalar gayet guzel isaretlenmis, haritalar muhtesem olmasa da is goruyor. Koyde kalacak yer bulmak zor degil, bizim sanssizligimiz tam cin yeni yili zamani gitmek oldu. Ve yer yok deseler de var, yatakhanede kalmak sartiyla. Ustelik ucuz da. Ben aslinda daha fazla almadigimiz icin pisman oldum, orman icinde geceyi gecirebileceginiz ahsap, yuksek kulubeler var. Orada kalmayi cok istedim ama hem zaman kalmadi, hem de malzemem yoktu. Gece cok soguk olabiliyor, ona gore gitmek lazim. Bizimse yanimizda benim bir uzun kollu tisortum ve de incecik pamuklu bir gomlek disinda birsey yoktu.
Kanopi yuruyusunde ve de gece safarisinde cok eglendim. Ersoy demis ya, yabani kediyi bir tek Arzu ve rehber gordu diye..Dogru. Cunku kamyonetin arkasina sigamayinca ve de tabii ki kimse icerde gitmk istemeyince rehber kim yanima gelmek ister diye sordu. Tabii ki yine tek akilli ben ciktim. Yanim dedigi yer, kamyonetin tepesi. Altimizda ince bir minder yerlestik tepeye. Ersoy arkadan bana sesleniyor, iyi tutun diye. O an merak etme tutunurum dedim ama yalan. Cunku oyle tutunacak yer falan yok. Ilk basta biraz zor geldi ama bagdas kurup, dengemi de saglayinca sorun kalmadi. Aslinda hele de o koca cukurlara girip ciktikca daha da cok eglendim. Sonucta hayvan goremedik ama ben kamyonet tepesinde nasil gidilecegini iyice ogrendim...
Zaten kaldigimiz yer daha bir vahsi geldi bize. Burada bir cins bocek var, yilin cogunu toprak altinda gecirip sadece ciftlesme zamani cikiyor, yumurtalarini biraktiktan sonra da oluyor. Biz tam o zamana denk geldik. Hava kararinca hayvanlar nerede isik varsa oraya hucum ediyor. Fena halde kor, biraz da aptallar. Insana zararlari yok ama o kadar kocamanlar, o kadar korlemesine ucuyorlar ki, insanin odunu patlatiyorlar. Hele de sesleri- aslinda ciglik demek lazim. Hollywood'daki uzayli filmlerinin yapimcilari kesin bunlari gormuslerdir. Kendimi bir uzay filminde yavru yaratiklarin arasinda kalmisim gibi hissettim.
Sayelerinde geceleri tuvaleti kullanamadik. Tuvalet disarda, isigi da acik olunca, butun geceyi orada geciriyorlar. Emin olun pantolonununz inik halde, basinizin ustunde yaratiklar ucarken hic bir sey yapamiyorsunuz. Sonunda hepimiz disarda hallettik islerimizi...
Kuala Lumpur'da son gun Ersoy disari cikti, bense aksama kadar film seyredip, aksam ciktim. Hava cok sicak zaten, kipirdanmiyor. Biraz alisveris yapip, donup yemek yedik. Iki gundur Ersoy bana yogurt ve patates kizartmasi getiriyor, benden mutlusu yok dunyada.
Son gecemizde Payzin bizi evine davet etti. Oturup Turk muzigi dinleyerek muhabbet ettik, ickilerimizi ictik. Nasil da guzel geldi ama...
BU ARADA KUALA LUMPUR'A GELECEK OLAN OLURSA LUTFEN BANA HABER VERSIN. PAYZIN'A RAKI GONDERMEK ISTIYORUM, KIZCAGIZ COK OZLEMIS. VALLA.BUTUN MASRAFLAR BENDEN....

10 Şubat 2008 Pazar

KUALA LUMPUR VE TURBAN HIKAYELERI

Bu sene cok tembelim, degil mi? Malezya'ya geleli tam bir hafta oldu bugun. Gecen gun konusuyorduk da, nedense hep pazar gunune denk geldi bir yerlerden ayrilmamiz ya da bir yerlere varmamiz. Bugun yina pazar ve Taman Negara'dan yeni donduk tekrar Kuala Lumpur'a.
Burasi ilk bakista gokdelenleri, kocaman caddeleriyle insana Istanbul'un on kati bir yere gelmis hissi veriyor. Ama haritayi alip yurumeye baslayinca, mesafelerin ne kadar kisa oldugunu gorunce, hele de nufusun sadece iki milyon oldugunu ogrenince havasi sonuveriyor. Sehir anladigim kadariyla enine degil, boyuna buyuyor durmadan.
Bugun gazetede vardi, gecen sene tam yirmi milyon turist gelmis buraya. Cogu da anladigim kadariyla alisveris icin. KL'de heryer dev gibi alisveris merkezleriyle dolu. Gunduz disarda dolanirken kimseyi gormezken, bir alisveris merkezine girince herkesin oralarda oldugunu goruyorsunuz. Yerin alti bir sehir haline gelmis, hatta biz ilk gunlerde bir alisveris merkezinin icinde supermarket ararken, daha sonra da cikarken bir guzel kaybolduk. Tam labirent. Ben pek alisveris merkezi insani degilimdir, ama arada bazi seyler icin Cevahir'e gittigim olur. Buradaki cogu merkez cok farkli. Adi mall ama daha cok yeralti Mahmutpasasi'ni andiriyor. Yeni acilanlar ise daha buyuk, ferah ve tabii ki pahali. Oralarda hepsi gercek markalar, taklit mal yok cunku.
Biz buradayken bir daha yeni yili kutladik. Bu sefer Cin Yeni Yili'ni. Boylece de fare yilina da girmis olduk. O yuzden heryer pek hareketli. Zaten burada bir bayram kutlanmadigi zaman cok az, musluman, cin, hindu, budist derken bayramlar neredeyse butun yil suruyor.
Herkesin malumu, burasi resmen musluman bir ulke, hatta uc eyaleti de seriatla yurutuluyor. Her eyaletin bir krali var, beser yil sureyle, donusumlu olarak ulkeyi yonetiyorlar. Ama sokakta her tur insan var. Acik giyimli Cinliler, basi bagli Malaylar...Tek gormedigim carsafli kadinlar oldu. Pardon, iki tane gordum, Suudi turistler iste. Giyim, vs... konsunda bir kisitlama yok. Ama bazi yerlerde icki satilmiyor. Buyuk supermarketler de de aksam 9'dan sonra bira disinda satmiyorlar. Biz ilk bir supermarkete gittigimizde bir sise whisky ya da rom alayim dedim. Meger saat dokuz olmus. Vermediler ama ortalik cok kalabalikti. Kasiyer cocuk gizlice "Yarim saat sonra gel, burasi bosalir, ne istersen alirsin" dedi. Daha sonra da Taman Negara'da iki luks otelden baska yerde bira bulamayacagimizi ogrendigimizde acentaci hanim bana "Sen ne istiyorsan soyle, ben sana yarin sehirden getireyim" dedi. Ve de getirdi..Ersoy'la ben aksam yemeginden sonra restoranda ortalikta hic saklamadan biralarimizi icerken tek aldigimiz tepki, garsonlarin bize bakip kikirdamalari oldu. Tabii Malay ailelerin onaylamayan bakislarini saymazsak..
Alkolik olmus degiliz, sadece burada biz normal, rakisini seven Turklerin nelerle karsilasabilecegini anlatmak istiyorum. Icki diger ulkelerle karsilastirildiginda pahali ve heryerde yok, ona gore gelin....
Buraya geli gelmez Vietnam'da tanistigimiz Payzin (Kendisi Ankarali'dir) bizi yemege davet etti. Yeni acilmis, Pavillion Mall'da Bosphorus Turk restorani. Sahibi tabii ki Turk. Yemekler de once pahali gelse de gercek Turk yemegi bulunca, yer de bu kadar hos, kaliteli oluncma onemi kalmiyor. Aylardir ilk defa tam anlamiyla agiz tadiyla yemek yedik burada. Sagolsun, Payzi bizi hic yalniz birakmadi isi el verdigince buralarda.
Dedim ya burada fare yilini kutladik diye, ben kendime yine bir parti buldum. 6'si aksami Ersoy'un dogumgununu kutlamak icin Trade Hotel'in 32. katindaki Sky Bar'a gittik. Tam ikiz kulelerin karsisinda, kaliteli, cok guzel bir mekan. Dondugumuzde epey gec olmustu ama ben biraz bahcede oturmak istedim. Baktim, herkes ayakta, karsidaki Cinli ailenin cocuklari bile yatmamis. Bir de bir yerlerden muzik sesi geliyor, bir gidip bakayim dedim. Bizim alt sokagi kapatmislar, heryerde masalar, bir sahnede karaoke yapanlar, yiyip icenler. Parti var, dururmuyum? Girdim ama hic yabanci yok, bakinirken bir masada uc-bes yabanci gordum, gidip "Sizinle oturabilirmiyim?" dedim, aninda ayaklandilar, oturttular beni masaya. Bira isteyip istemedigimi sorunca isterim dedim ama ben de almaya onlarla gittim. Malum, odeyeyim de ayip olmasin hesabi. Aldim birayi, basindaki adama sordum, ne kadar diye. Birsey dedi, anlamadim, para uzattim, almadi. Meger bedavaymis. O aksam orada baklava kadar tatli kizarmis etler, Ersoy'un kokusuna bile dayanamadigi kurutulmus kalamarlar, ve en sonunda gercek kuzu tandir bile yedim. Isin kisasi, onume ne konduysa...Ictik, muhabbet ettik, bir ara kendimi oranin yerel travestisiyle bira tartisirken bie buldum. Cok ama cok eglendim. Ersoy geri geldigimde saatin 4:30 oldugunu iddia ediyor. Hic bir fikrim yok..
Bu arada neden herseyin bedava olduguna gelince..Bizim kaldigimiz yer de dahil olmak uzere bu mahalle alisveris merkezlerinin, gokdelenlerin arasinda bir vaha gibi. Binalarin cogu koloni doneminden ve yasayanlarin cogu da Cinli. Ozellikle de partinin yapildigi sokagin iki tarafindaki bloklar tamamen Cinli ve koruyuculari da 80 kusur yasinda bir amca. Amca diyorum, bu bilgileri yegeniyle muhabbet ederken ogrendim. Meger bu blokta yasayanlar yaklasik on yildir her sene boyle bir parti organize edip, kendileri finanse ediyormus. Bu sene "koruyuculari" yani yerel mafya babasi masraflarin cogunu karsilamis.
Daha ne diyeyim, hayatimda ilk defa bana bir Cinli gibi davranilmasi hosuma gitti. O kadar kalabalik icinde biz birkac yabanciyi el ustunde tuttular, ardniyetsiz eglendiler.
Yine de biz orada eglenirken sokagin basindan bakip,iceri gelmeye cesaret edemeyen yabancilara acimadim degil.
Dedigim gibi, coookkk eglendim. Darisi gelecek seneye, bakalim gittigim yerde bir Cin mahallesi bulabilecekmiyim?
Cok gec oldu, aslinda Taman Negara'yi da yazacaktim ama yarina kalsin. Yarin burada son gunumuz, Borneo'ya gitmeye karar verdik te.........
Az kaldi gibi, ah memleketim benim..
NOT: Memleketimde turban yasallasmis.Daha dogrusu basortusu..Nasil?
Malezya modeli deyip duruyorlar, buradaki ac insanlari hesaba katmiyorlar anlasilan. Hem beni burada kolumun on santimi gozukuyor diye fotograf cekmek icin camiye almayip, bir suru turisti alan kafayi mi ornek alacagiz? Ustelik ozellikle Turk oldugum icin. "Turkiye, Kemal Ataturk, hiiiih" diyebilen, bunu demek icin beyni nasil yikanmis adamlarin ulkesini mi?
YOK YA!!!!
Ben Malezya'yi gordum, biraksinlar oldugumuz gibi kalalim..

4 Şubat 2008 Pazartesi

KOH TAO-KOH LANTA-KUALA LUMPUR

Baktim en son Koh Tao'da kalmisim. Bugun buraya, Kuala Lumpur'a geldik bile aslinda. Ama arada olanlar hakkinda aydinlatayim sizi biraz.
Biliyorsunuz, burada acik deniz dalis lisansimi aldim ve bir sonraki kursa katilmaya karar verdim. Alan da en sonunda ilk kursu bitirince gecen persembe ikinci kursa basladik. Bu sefer gecen defaki gibi bitirmemiz gereken koca bir kitap yok. Daha dogrusu var da, hepsini okumamiz ve tabii ki ogrenmemiz gerekmiyor. Onemli olan dalislar. Toplam bes dalis, derin dalis ve sualti navigasyonu mecburi, diger ucunu biz seciyoruz. Biz toplu halde sualti fotografciligi, sualti dogasi ve gece dalisi dedik. Zaten buralarda dalabilecegimiz enkaz ya da hizli akinti olmadigi icin, digerleri de fazla ilgimizi cekmedigi icin, biraz da bunlara mecbur kaldik gibi.
Bu sefer uzulerek soyluyorum, olmadi. Gece dalisinda gorus iki metre kadarken bile pusulayla yonumu bulabildim ama derin dalisi yapmadigim icin 30 metre sertifikami alamadim. Hic sorun degil aslinda, istedigim zaman, dunyanin herhangi bir yerinde bu dalisi da yapip, gumus yildizimi alabilirim. Sonucta uzulmedim degil ama dalmamak benim kararimdi.
O sabah dalis noktasina gitmek icin yola ciktigimizda hava cok kotuydu. Kotu derken, teknede ayakta bile durmak mumkun degildi dalgalardan. Saga sola carpa carpa,dalgalarla bogusa bogusa hazirladik malzemeleri. Zaten daha basta uc kisiyi deniz tutmasina kurban verdik. Yok, olmediler ama aralarindan birinin “Beni bir daha hayatta kimse acik denize cikaramaz” diye soylendigini duyuyordum. Yine de dalis noktasina sag salim geldik, hazirlandik, atladik suya. Bu arada dalgalar dort metreyi geciyor, bizim kaptan bile yillardir buralari boyle gormemis. Hadi bakalim dedim, atladim suya ama o ne? Benim agirlik kemeri gidiyor asagi dogru. Inis ipine gitmek icin halati yakalamam lazim, bir elimle bes kiloluk kemeri yakalamisim, tekrar takmaya calisiyorum, bir yandan akinti, bir yandan tekneye fazla yaklasmamak lazim, metrelerce havaya kalkip dusuyor. Tabii arada nefes de almak lazim. Tam tamam kemeri taktim, ilerliyorum, tekrar gevsedigini hissettim. Birak kemeri gitsin, ne olacak diyenleri duyar gibiyim. O is o kadar kolay degil. Deneye deneye buldum bu agirligi, bu kadar tuzlu suda agirliksiz asagi inmek cok cok zor. Tekrar takayim derken sorunun nereden kaynaklandigini buldum. Bu kemer benim degil ki. Tokada bir gevseklik var, ne yaparsam yapayim aciliyor. Okulun malzemesi ya, benim kemeri degil, baska vermisler. Ben de agirlik ayni diye hic aldirmadim. HATA!
Isin dogrusu butun bunlari yaparken de fena halde yoruldum. Ister regulator, ister snorkel olsun, suyla bogusurken kemeri takmak, ayni zamanda halati birakmamak, bir de elimde fotograf makinesi...( Keyfimden degil, kursun bir parcasiydi. Ustelik benim olmadigi icin pek zor geldi). Oydu buydu derken tekneye isaret ettim, ben cikiyorum diye. O gun egitmenimiz olan Renata geldi, yok dedim, ben inmiyorum. Zaten beklerken yorulmusum, daha hatta yuzecegim, bir de 30 metreye inecegim. Havamin %25'i bitmis bile. Tamam o zaman dedi, ciktim tekneye. Moral bozuk, tam aglamak uzereyim ki bizim kaptan geldi yanima. Elinde koca bir karpuz, yuzunde daha da kocaman bir gulumseme. Eh, insan nasil aglar ondan sonra..
Zaten bu tekne murettabatiyla acayip bir iliskimiz var. Pek gulumsemiyorlar, bizimle hic konusmuyorlar ama herseye yardim ediyorlar, daha biz istemeden. Hele ki kaptanimiz hiiicc gulumsemiyor...Tek zaman haric: Ben ona gulumsedigimde. Bizim diger ogrencilerin hatta hocalarin bile ilgisini cekti sonunda. Bu adamlar kimseye gulumsemez, seni gorunce hemen yuzleri guluyor diye. Nedenini ben de bilmiyorum. Belki anliyorlar, ben kibarlik olsun diye yapmiyorum bunu. Nedense iyi insanlar olduklarini, cok calistiklarini dusunuyorum ve bana ettikleri yardimlar icin de nasil tesekkur edecegimi bilemiyorum, ancak gulumseyip, tesekkuler diyebiliyorum iste..Dun de kamyonet taksinin arkasinda limana giderken bir baktim arkamizda motoruyla bizim kaptan. Isaret ettim, ben gidiyorum diye. Bana arkadan el sallayip, elini gozune goturup, avusturmaya basladi. Anlayacaginiz agliyorum, cok uzgunum isareti. Pek dokundu bana..
Dalisin kalani mi? Videosunu cektim. Heran bir toplu faciaya donusebilecek bir dalis gormek herkese kismet olmaz.
Bu arada bu dalis okulunu secmekle ne kadar dogru bir is yaptigimi bir kere daha gordum. Bundan sonra anlatacaklarim reklam falan degil, sadece gercek. Bilirsiniz, ozellikle doga sporlarinda iki okul ya da klup ya da vesaire, gercek fark acil durumlarda ortaya cikar. Hocalarinin yakisikli ya da guzel olmasi, karizma ya da rengarenk malzeme hicbirsey ifade etmez hayatiniz sozkonusu olunca. O gun orada toplam bes tekneydik, hepsi farkli dalis okullarinin. Herkes atladi suya, bir ara acik denizden cok karpuz- yani dalgic- tarlasina benziyordu ortalik. Suruklenenler oldu, gucu tukenip arkadaslari tarafindan cekilmek zorunda kalanlar oldu. Sonucta cogunluk dalamadan teknelere cekildi. Bazilari o kadar suruklendi ki acik denizde, tekneler gidip almak zorunda kaldi. Hele bir egitmen ve grubu vardi ki, o gruptan hic kimsenin bir daha diz ustu derinlikten fazla derine gidecegini sanmiyorum. Hocalari kendine yardimdan aciz, kizlardan biri suruklenince ogrencilerinden yardim istedi, kendi cekemiyor. Zavalli ogrenciler kendileri zor tutunuyor ipe, biri zor cesaret edip gitti yardima. Hoca bir de utanmadan yardima gelen cocuga kendi tutunmaya kalkti. Bizim teknede acil durumda yardim etmek icin gelen iki hoca olmasa yanmislardi. Bizim bu iki hocanin o gun yardim ettigi ya da tekneye cektigi diger okullarin ogrencilerinin sayisini bile sasirdim. Anlayacaginiz, bu okula belki kirk lira kadar daha fazla odedim ama kesinlikle deger. Adi Coral Resort Divers. Fena halde tavsiye ederim.
Bir de tabii gece dalisimiz var. Hava yine duzelmedi. Zaten sabah denize bakar bakmaz anlasiliyordu. Biz Sairee'de kaldik, normalde yolcu tekneleri disinda tekne olmuyor burada. Ama ilk gun 8-10 tane balikci gelince anladik durumun ciddiyetini. Ertesi gun ise en az 30 tane balikci teknesi vardi koyda. Burasi adanin en buyuk, en korunakli koyu. Sairee'de deniz dumduzken biraz disari acilinca kiyamet kopuyor. Bu durumda biz de acilamadik, renate dalisi acikta yapmaya karar verdi. Buyuk tekneyi platform olarak kullanip daldik suya. Derinlik 10 metre kadar ama normalde burada cok guzel mercanlar var. Tabii firtina sagolsun, gorus sadece iki metre kadar. Navigasyon egitimi gercek anlamini burada buldu. Bulanik, karanlik suda istersen kullanma pusulayi. Yolunu bulmanin baska yolu yok ki. Ama yine de yakamozlar, gunduz kahverengi gozukup de gece isikla rengi kirmizi- beyaz olan kocaman deniz kestanelerine hepimiz bayildik.
Bu kadar calismanin ustune ne yapilir? Tabii ki parti! Ertesi gun dalis ustu icmenin getirecegi dehidrasyonu ve de basagrisina bosverip, bir guzel eglendik o gece.
Burada denizde oyle cok tehlikeli yaratiklar....VAR! Ama kopekbaliklari saldiran turden degil, uysal uysal geziniyorlar ortalikta. En tehlikeli baliklar zehirli baliklar. Hani su kayaya benzeyip de aslinda olmayan scorpion fish falan var ya, burada bol miktarda. Ama elini uzatip tutmaya kalkmazsan sorun yok. Bastigin yere bakmazsan, vatoslar sokabilir. Elini deliklere sokmazsan deniz yilani ya da muren saldirmaz. Bir de bir zahmet piriltili takilari cikarmak lazim, barakudalar minik baliklarla karistirabiliyor. Ama bir de hicbirsey yapmasan da saldiranlar var, onlar sinir bozucu. Biri Trigger fish dedikleri, gorunuste uysal, kocaman baliklar. Ama bolgesine girersen, ayni bekci kopegi gibi saldiriyorlar. Ya geliyor herhangi bir yerine bir kafa atiyor, ya da paleti veya bacagini isiriyor. Bız de karsilastik, aramizda en sansli Alex cikti, balik direkt ayak bilegine saldirip iki kere isirdi. Alex tekmelerle zor kurtardi kendini, ama epey bir zaman bizi takip etti balik. Bir de mavi, guzeller guzeli bir balik var ki, en buyuk eglencesi dalgiclarin kulagina girmeye calismak. Ama sigmiyor, olan dalgica oluyor, en son birinin kulak zarini patlatmis.
Ama unutmamak lazim, suyun altinda yabanci oan biziz. Minicik, parmak kadar bir cift balik bile yuvasini senden korumak icin boyuna aldirmadan agresiflesebiliyor. Ne demis buyukler
: Yerini bil yerini, sen seni bilmezsen patlatirlar enseni. (Boyleydi galiba)
Boylece karada en tehlikeli seyin hindistancevizleri oldugu guzelim Koh Tao'dan ayrilma zamani geldi.Ipek kumlar, yemyesil manzara, sahilde tembel gunleri birakip, yola dustuk tekrar.
Buradan anakaraya, oradan istediginiz yere gitmenin bir suru yolu var. Bir suru acenta, hepsi de tekne-otobus-tren ne isterseniz biletlerini satiyorlar. Cogu rota icin birlesik bilet var zaten. Onlarin da bir suru cesidi. Biz Koh Lanta'ya gitmeye karar verdik ama gece teknesi istemedigimiz ve Krabi-Koh Lanta arasi bir ttekne su anda calismadigi icin bir gece Krabi'de kalmaya mecbur olduk. Oteli de oradan ayarladik, sonucta adam basi 7 liraya geldi bir gece konaklama.
Sabah iskeleye gittigimiz andan itibaren bir daha hicbirseyle ugrasmak zorunda kalmadik. Tekne degistirmek disinda. Krabi'de otobusten bir taksi bizi otele goturdu, ertesi gun de alip limana getirdi. Iyi ki oteli ayarlamisiz dedik, hem cok ucuza geldi, hem de rahat. O kadar az paraya aldigimiz otelde hem televizyon, hem de sicak su vardi. Bundan once en son nerede sicak suyla dus aldigimi hatirlamiyorum bile. Tek derdim, fena halde gunes yanigi olmamdi. Teknede Ersoy klimali salonda otururken, ben sigara icecegim, yatacagim ya, disarda gittim. Sonunda hava bulutlu olmasina ragmen fena halde yandim. Ustelik hep ben milleti uyaririm, bultlu hava fena yakar, nasil yandigini anlamazsin diye. Hala da akillanmadim, ertesi gun butun yolu yine disarda geldim. Hala hos bir yanigim var iki gunun sonunda.
ANNEME: Cok cok tesekkurler. Yani her zaman anneme tesekur ederim, bir cok sey icin ama bu sefer biraz farkli. Hatirlarmi, bilmiyorum. Yillar once bana zamaninda kendi kullandigi metal, turuncu boyali, kapakli minik bir kultablasi vermisti. Kac yillik oldugunu bilmiyorum ama kendimi bildigimden beri annemdedir. Herhalde butun yol boyunca en cok isime yarayan sey oldu, goren herkes bayildi. Hele sigara icenler...Cok akillica buldular. Butun iltifatlari annecigime gonderiyorum, herkes annesini sever ama benimki kadar akillisi zor bulunur.
KOH LAHTA
Buraya gelenler cogu zaman yanlis bilgiyle geliyor. Tamam, diger adalardan cok daha sakin sahilde ama aslinda degil. Koh Tao'dan cok daha kalabalik ama cok daha buyuk oldugu icin kalabalik farkedilmiyor. Dusunun, burada Irlanda Konsoloslugu bile var. LP deki fiyatlara da kanmayin, en ucuz yer 500 baht yani 9 euro civarinda. Her yer Seven Eleven ve ATM kayniyor. Yine de merkezden biraz uzaklasinca her yer issiz geliyor. Sahil hicbir sekilde Koh Tao ile karsilastirilamaz. Orada ipek gibi kumlar varken, burada aksam sular cekilince kayalar ortaya cikiyor. Bircok sahilde yuzmek sular yuksekken bile cok hos degil. Dogru duzgun sahiller de yok degil ama oralar da ailelerle dolu. Bizim kaldigimiz yerin on tarafi muhtesem olmasa da sakin, manzara guzel. Orada gecirdigimiz bir haftanin cogunda sahilde hamaklara serilip, denizi seyrederek, kitap okuyarak gecirdik. Cok cok iyi geldi. Garip bir sekilde butun gunu ve geceleri hamaklarda, sahilde gecirdik ama hic zor gelmedi. Hatta her gunun sonunda bugun de ne cabuk gecti diye sasirdik. Butun gun ve gece gel- giti, balikcil kartallari, aksamustu gun batimini ve gece de acikta kalamar avlayan teknelerle cok cabuk gecti zaman. Bu kalamar tekneleri pek degisik. Avi projektorlerle yaptiklari icin deniz gece sanki parti tekneleriyle doluymus gibi geliyor. Bir gece oturup saydim, 50'den fazla tekne vardi avda.
Burada bir gun de araba kiraladik. Cok cok ucuz degil, 1200 baht ama butun adayi gormenin iki yolu var : Ya motor veya araba kiralamak, ya da tuk tuk veya taksi. Motor ucuz ama digerleri hemen hemen ayni fiyata geliyor. Ilk basta ikimiz de ters trafikte bir iki yalpaladik ama cabuk alistik.Zaten fazla trafik de yok yollarda. Adanin her tarafini bir guzel gezdik. Orkide bahcesi, eski koy tarafi, kaucuk plantasyonlari, tsunamide yikilan deniz cingenelerinin koyu...Hatta Ersoy ertesi sabah ekenden kalkip adanin obur tarafina, gunes dogusunu seyretmeye bile gitti.
Heryerde tsunami aninda nereye kacilmasi gerektigini gosteren isaretler var. Burada adanin guneyi disinda fazla yikim olmamis ama derslerini fena halde almislar. Halki egitmek icin ellerinden geleni yapiyorlar.
Bir diger gun de gidip su unlu Phi Phi nasil bir yermis bakalim dedik. Turla Monkey Beach ve Maya Beach'e de gittik. Tamam harika yerler, hele baliklar muhtesem ama kalabalik...Her koyda yuzlerce insan. Bazisi hiz tekneleri, bazisi normal teknelerle gelmis. Elbiseleriyle denize giren Korelilerden, bembeyaz Avrupalilara herkes buralarda. Ustelik Maya Beach iyice abartmis, karaya cikarsan adam basi 200 baht giris ucreti istiyor. Yok yaa dedim tabii ki..Phi Phi merkezi ise Marmaris'ten beter. Sahilde kalabaliktan yurumek bile mumkun degil. Dalis yapmak icinse iyi olabilir ama fiyatlar burada Koh Tao'dan bir % 30 daha fazla. Iyi ki buraya kalmaya gelmemisiz dedim.
Lanta'nin nufusunun %95'i musluman. Kadinlarda cok kapali olan yok ama. Hatta kisa kollu bluz giyip basini ortenler veya sadece oylesine bir boneyle kapatanlar bile var. Aslinda evlerden bile ayirdetmek mumkun, musluman evlerinde o "Ruh Evleri"nden yok haliyle. Ama yerliler cok guleryuzlu, mumkun oldugunca alisverislerimizi Seven Eleven yerine onlardan yapmaya calistik, zaten fiyatlari cok daha ucuz.
Buradaki tek derdimiz odayi basan kurbagalar bir tane minik farecik ve de gurultude sinir tanimayan kertenkeleler oldu. Ilk gece odadan iki kurbaga atip, sabah da minna bir fare bulunca odayi degistirdik. Ama ormanin icinde olunca alismak lazim. Daha sonraki gunlerde odaya giren kurbagalari atmaktan bile vazgectik sonunda, bosuna caba. Ne yapsan giriyorlar..
Adada gecirdigimiz bir haftadan sonra Malezya'ya gecmeye karar verdik. Singapur'a gidip arkadasimiz Muhammedi'i gorup, oradan Bangkok'a gecmek niyetindeyiz. Donus ucagimiz 4 Mart'ta, o yuzden 27'si icin Singapur-Bangkok cak biletlerini aldim. Adambasi sadece 40 dolar, karadan cikmaya kalksak en az iki gun surecek ve de daha pahaliya cikacak. Ucmak en mantiklisi.
Boylece dun sabah yola ciktik. Adadan Kuala Lumpur'a bilet var, 1200 baht. Once adadan Trang'a minibus (2 saat), bir saat bekle, oradan Hat Yai'ye yine minibus (2 saat daha),oradan Kuala Lumpur'a Vip otobus (10 saat kadar, sinir gecisleriyle). Ama otobus Hat Yai'den aksam 7'de kalktigi icin yaklasik bes saat beklemek zorunda kaldik. Olsun, benim icin harika oldu. Cunku artik yemek yiyemiyorum. Bitti. Oyle kilo falan vermis degilim gecen seferki gibi cunku bu sefer de cok acikinca son care deyip, pizza falan yiyoruz. Artik marketten aldigimiz baliklarla besleniyoruz en cok cunku ben daha fazla sekerli yemek yiyemeyecegim. Hersey tatli geliyor, makarnanin, salatanin, baligin sosu, hatta mayonez bile. Yemek deyince midem bulaniyor artik derken Yasasin!, iki ayin sonunda Hat Yai'de gercek yogurt buldum. Tamam, bizimkiler kadar lezzetli degil ama seker yok icinde. Oturup bir kerede yiyip sonra da ah midem diye sizlandim durdum. Olsun bu beni bir ay daha idare eder. Zaten dondugumuzde yogurt, beyaz peynir ve zeytinden baska birsey yemem artik aylarca.
Sonunda bu sabah 6 gibi Kuala Lumpur'daki hostele geldik. Siniri gectigimiz otobus cok cok rahatti, ayni Guney Amerika'daki gibi kocaman, yatak gibi yatan koltuklar ama yine de otobus iste.Ve de yolculugun basindan beri ilk defa gercek bir hostelde kaliyoruz. Buyuk, temiz, ferah, gun boyu cay-kahve ve kalanlar icin mutfagi var. Odada klima bile var, tek kotu tarafi banyo ve tuvaletin ortak olmasi. Ama o kadar rahat ve merkezi ki, umurumuzda bile degil. Zaten 11'e kadar uyuyup, kahvalti edip (dahil), ana salonda kurulduk Ersoy'la. Ben bedava Wi Fi'nin nimetlerinden yararlanirken, o da neler yapalim diye bakiyor. En az dort gece buradayiz cunku 6'si onun dogumgunu ve 7'si de Cin yilbasi. Burada onemli bir kutlama, kacirmayalim dedik. Ondan sonra 23'une,Singapur'a gidene kadar zamanimiz var, once Taman Negara'ya cangila, sonra da adalara biraz daha dalmaya gidelim diyoruz(Tabii ki cangil fikri yine benden cikti, Ersoy bortu bocek pek sevmez ama beni de yalniz gondermez).
Unutmadan soyleyeyim, o kadar ulke arasinda en kolay giris yaptigimiz yer Malezya oldu. Direk 90 gunu verdiler, hic bekletmeden soru sormadan. Tayland'dan cikista ise bu sefer nedense rusvet istemediler. Bizimle ayni otobuste olan Silili cocuktan 20 baht istemisler, olmaz deyince 10 bahtta anlasmislar. Yani nasil akillarina eserse..
Durumlar boyle, simdi biraz gidip su Kuala Lumpur'a bakalim......
Cok cok opuyorum sizleri millet.