Buraya geleli gunler oldu. Bazisi cok tembel gecti, bazisi da fazla yogun. Ilk geldigimiz birkac gun sahilde yatmak, denize girmek disinda hicbir sey yapmadik. Ben arada birkac dalis okuluna fiyat, vs.. sordum. Aslinda kaldigimiz yerin de cok iyi oldugunu duydugum bir okulu var ama o kadar cok sordular ki, beni kendilerinden iyice soguttular. Hele ilk gun... Daha yeni gelmisiz, uykusuz, yorgun ve aciz. Bir yere oturup kahvalti soyledik. Gelmesini beklerken ben kalacak bir yer arayayim dedim. Buldum ama resepsiyonu ta yukarda, ana yolda. Cocuga dedim, kahvaltimi yapip geleyim diye. Yok illa hemen gidilecek. Gittim, dalis okulu. Onume de normal bir otel formu yerine direkt dalis formunu koydular. Bu arada da sorular, ne zaman dalacaksin falan. Bilmiyorum, yorgunum, kahvaltim gelmistir, edip geleyim diyorum, yok. Para diyor kiz, canta yok yanimda, kormu acaba? Hemen getir deyince artik patladim, biraz bekleyin, kahvaltimi etmeden hicbir sey getiremem diye. Butun bunlara da sirf bungalow denize 10 metre diye katlaniyorum bu arada..
Orada 3 gece kaldik. Ilk gun disinda bir daha ofislerine ugramadim. Ersoy da her gittiginde yine sormuslar. Ersoy da “Ingilizce anlamiyorum” diyerek atlatmis. En sonunda bir dalis okulunu gozum tuttu da, oradan ayrilip Coral Divers'in yerine gectik. Ersoy bu durumdan hic hoslanmadi, onceki yerimiz tam deniz kenariyken simdiki 70 metre kadar icerde. Pek uzak geldi beyefendiye. Ama bu dalis okullarinin hepsinin bungalowlari ya da odalari var. Dersi onlardan alinca odalari ya bedava veriyorlar, ya da ufak bir ucret karsiliginda.
Benim okul aslinda ikiye bolunmus bir resort. Onde luks, klimali bungalowlar var, arkada da dalis okulu ve bizim kaldigimiz yerler. Iki ayri dunya gibi. Onde bir kola 50 bahtsa, bizim orada 20 baht. Zaten onde kalanlar aileler falan. Biz gecerken ya da ozellikle dalistan donerken bize uzaydan gelmisiz gibi bakiyorlar.
Simdi...Dalmaya nasil karar verdim? Bebekligimden beri her yil 3 ayimi deniz kenarinda gecirdim, yuzmeyi nasil ve ne zaman ogrendigimi hatirlamiyorum bile. Cevremde dalan cok insan vardi, dayim, buyuk kuzinlerim.. Biz de dalardik ama anca palet ve gozlukle, daha cok midye cikarmak ya da zipkinla balik avlamak icin. Universite ve hemen oncesinde ise daglarda gecirdim cogu vaktimi, dalmayi cok istedim ama ikisini birden yapmak hem para hem de zaman acisindan imkansizdi. Malum, dalmak bizde epey para tutuyor.
Buraya gelmeden epey okumustum, bir suru dalis okulu var, fiyatlar ucuz diye. Gercekten ucuz, acik deniz dalisi yani PADI tek yildiz balikadam kursu 9800 baht( 200 euro kadar). Bu fiyata malzeme, kitap, hepsi dahil. Kurs dort gun suruyor ve son iki gun ikiser dalis yapiliyor. En derini 18 metre ki zaten bu da bu lisansla dalinabilecek maksimum derinlik.
Aslinda yapabilecegimden emin degildim. Sinuzitim var, milyon kere kulak iltihabi gecirdim. Derine inerken devamli kulaklari acmak gerekiyor, bu hastaliklar da en buyuk engel. Korktum ya yapamazsam diye ama beni bilirsiniz, denemeden vazgecmek hic huyum degildir. En azindan yarin oburgun niye denemedim diye kendi kendimi yemem deyip basladim kursa. Bizim sinif 4 kisiydi, hocamiz da Danimarkali Jonas. Dalmaya 14-15 yaslarinda bir yil yasadigi Marmaris'te baslamis. Cok iyiniyetli, bizi korkutmadan egitmeyi cok iyi beceren bir adam.
Yine de korkmadim degil. Hele ki ilk dalista...Halati takip ederek asagi inerken yuregim agzima geldi, ya kulaklarimi acamazsam diye. Cunku acamazsam, kurs ve dalis hayalleri biter benim icin. Ama yaptim, hem de hic zorlanmadan. Ondan sonraki uc dalista da hic sorun yasamadim. Hatta fazla bile rahatladim, 18 metre asagida dikilirken maskemi cikarip, saklabanlik yapmaya bile basladim. Zaten herhalde dalista en ustalastigim alan su icinde maske temizlemek oldu, benimki fazlla bugu yapiyordu da.
Evvett efendim, boylece dort gun sonunda sinavlarimi da gecip resmen tek yildiz balikadam oldum. Aramizdan bir kisi yapamadi, o da kulaklarini acamadigi icin. Doktora gitti, ilaclarini aldi, ve en sonunda bugun 12 metreye sorunsuz indi. Bizim grubun geri kalani olarak ondan haber bekliyorduk heyecanla. Cunku dalisin tadi damagimizda kaldi, ayni grup olarak ileri dalisi da almaya karar verdik. Bu sefer 30 metreye inecegiz, gece dalisi yapacagiz. Bunu yapan fazla insan olmadigi icin bize ozel kurs aciyorlar, hocamiz yine Jonas olacak. Bir sorun cikmazsa persembe gunu basliyoruz. Bes egitim dalisindan sonra gumus yildiz balikadam- ya da kadin- olacagim.
Boyle giderse memlekete Dive Master olarak donersem sasirmayin. Belki de sualti rehberligine baslarim.
Neden devam etmek istedigimi dalmayan bilemez. Guzelim baliklar, huzur... Anlatamam sualtinin keyfini. Bazen bugune kadar sadece akvaryumda gordugum baliklarla yuzmek, bazen renkler... Hepsi inanilmaz guzel. Yine de dikkati elden birakmamak lazim, etrafta korkunc zehirli baliklar, deniz yilanlari, murenler de suruyle.
Buraya gelmekle cok dogru yapmisiz. Su anda dokuz gun oldu ama zamanin nasil gectigini anlamadik bile. Ben derste ya da dalistayken Ersoy da fotograf makinesini alip, snorkelle dalmaya gidiyor. Bugun gibi ben de bossam, deniz kenarinda kahvaltidan sonra butun gunu plajda gecirip, aksam (aynen su anda oldugu gibi) minderlere yatip gunbatimini seyrederek keyif yapiyoruz.
Durumlar boyle, Koh Tao harika. Gelecek kis tekrar gelme planlarimiz var, ben dalarim, Ersoy da keyif yapar..
Su anda Guney Amerika'da gezinen bir suru arkadasim var. Murat, Esra, Selim....Umarim benim kadar keyfiniz yerindedir.
Cok cok opuyorum.......
23 Ocak 2008 Çarşamba
20 Ocak 2008 Pazar
YINE BANGKOK'A
Burada da her yol Bangkok'a cikiyor. Guneye gidebilmek icin yine oradan gecmek zorundayiz. Buraya en yakin sinir kapisi Poipet-Aranyapet. Siem Reap'tan sinira otobus,acenta otobusu ve taksi disinda secenek yok. Kim soylemisti, hatirlayamiyorum, sinira kadar olan yol yapildi, duzgun diye. Galiba bana o otobusu satmaya calisan acentaciydi. Allahtan yutmamisim yalanini. Zaten otobus 6, taksi 3 saat suruyor sinira. Bir acentanin onunde taksiyi paylasacak adam arandigini duyunca girdik, adambasi 10 dolar istiyorlar. Bir kisi daha varmis, dorduncu olmazsa adambasi 3'er dolar daha verecegiz. Bu arada acenta otobusleri 10-12 dolar arasi fiyat veriyor. Bana taksiyle gitmek daha iyi geldi (Yine allahtan diyorum).
Sabah 7'ye dogru indigimizde taksi bizi bekliyordu. Ama bizden baska kimse yok. Sehirden cikmaya baslayinca sofore sordum, sadece ikimizin oldugunu soyledi. Tamam, kaziklandik diye dusunurken, sadece 3'er dolari verecegimizi ogrenince rahatladim. Cunku bu arabalar buradan sinira hayatta 30-40 dolardan asagi gitmiyor. Ya obur kisi son anda iptal etti, ya da zaten ucuncu yoktu ve nasilsa sinirdan buraya birilerini bulur diye aza gitmeyi kabul etti.
Neyse ne, sonucta yolu gorseniz cok daha fazlasini odemeyi kabul edersiniz. Cunku yol...yok. Sozumona insaat devam ediyor, o daha da beter etmis. Sadece bir-iki yerde calisma devam ediyor, onlardan birinde de iki isci almis eline bir metreyi, sozumona yol olcuyor. Bu is bin yilda bile bitmez.
Sanirim LP'deki komplo teorisyeni bu sefer hakli, bir ucak sirketinin yolun yapiminin agirdan alinmasi icin yuklu para odedigini okumustum. Millet Bangkok- Siem Reap arasini ucakla gitsin diye. Hakki olabilir, takside bile insan ziplamaktan bir hal oluyor, otobusleri, hele de yaslica, bes yildiz gruplarini dusunemiyorum bile.
Yol boyunca, yolun olmamasindan baska iki minicik sorun var. Birincisi arabanin direksiyonu sagda, sollama yaparken afiften urkutuyor insani, ikincisi de bizim soforun telefonunu elinden birakmamasi. Hele en sonunda bir yerde, artik arabayi saga cekip, durdurup yarim saat konusmasi. Biz mimiklerinden sevgilisiyle kavgali olup, barismaya calistigi sonucunu cikardik. Genc adam, umarim barismistir.
10 gibi sinira geldik, Kambocya'dan cikip, Tayland'a yuruyerek gectik. Zatem mesafe 100-150 metre ve insan dolu. Arada da 3-4 tane bes yildiz otel ve tabii casinolari. Iki ulkede de sozumona kumar yasak ya, adamlar cozumu casinolari tampon bolgeye kurmakta bulmus.
Siniri gecer gecmez bir genc gelip, 12'de Bangkok'a 300 bahta otobus kalkacak diyor, ama daha saat 10:30. Biz 80 bahta terminale gidip, 215'er bahta 11'de kalkan otobuse bindik, orada beklemekten iyidir. Yol Bangkok'a 5 saat ama otobusler Monchit terminaline geliyor, epey uzak Khao San'a. Orada da hemen taksiciler gelip yapisiyor, 300 baht diye. Ama terminalin icinde bir taksi duragi var, her farkli bolge icin farkli bir sira ve taksimetresini acan taksiciler bolgeye gore gelip yolculari oradan aliyor. Butun yazilar Tayca ama gorevlilere soyleyince yardim edip dogru siraya aliyorlar sizi.
Tabii trafik korkunc, yol bir saatten biraz fazla surdu ve 160 baht tuttu. Yani terminaldeki taksicinin yari fiyati.
Bangkok'ta yer bulma durumu gecen seferkinden cok daha fenaydi. Hicbir yerde oda yok. Ersoy gecen sefer kaldigimiz Sawadee Smile Inn'de garip, ucgen bir oda buldu da, yatacak yerimiz var.
Bu sefer burada sadece bir gece kalip guneye gitmeye karar verdik. Bu kadar dolandiktan sonra plaj fikri muhtesem geliyor.
Guneye inmek icin iki yol var, tren ya da otobus. Ama acenta otobuslerinde super hirsizliklar oluyormus. Bagaj bolumune binen hirsizlar, sen yukarda rahat rahat giderken, cantanda ise yarar ne varsa goturuyormus.
Zaten bosuna degil, Khao San tarafinda onunde “We buy everything” yazan saticilar var. Eski ayakkabilardan, deniz gozluklerine, cantalara hersey var adamlarda. Sattiklari mallarin ne kadar alinti, ne kadari calinti, cok merak ettim dogrusu.
Biletleri bir gun once almamiza ragmen yataklida yer yok, mecburen 2.sinif pulmandan yer aldik. Tren istasyonunda bir acentadan da yavas tekne biletlerimizi. Once Koh Tao'ya gidecegimiz icin Surat Thani'ye kadar gitmeye gerek yok, Chumpon'dan gitmek en mantiklisi. Oradan da ya yavas tekne (3 saat) ya da hizli katamaran (1,5 saat) secenekleri var.
Bu sefer yine benim akilliligim, yavasla gidelim dedik. Tren rahat, havlumsu bir battaniye bile veriyorlar. Zaten gece 11 gibi cikip, sabah 5'te gelince, yol boyu uyunuyor rahat rahat.
Bizim biletlere istasyondan limana otobus de dahil. Bir suru insan, herkes ayni tekneye gidiyor, hatta yer kalmayinca uc kiz yerlere yayiliyor, yolda uyumus da olsak hala saat cok erken, herkesin uykusu var. Benim icim rahat, teknede uyurum diye dusunuyorum salak salak. Yok ya, adamlar alt salonun klimasini oyle bir acmislar ki, birakin uyumayi, salonda duramiyoruz bile. Salondan cikanlarin gozlukleri bugulaniyor. Calisanlar da ya anlamiyor, ya da anlamak istemiyorlar. Yanimdaki herseye sarinmama ragmen ben de beceremedim uyumayi. Sonunda ust guvertede cantami yastik yapip, tahtalarin ustunde, yerde uyudum. Sansa bu teknede o yasli Amerikalilar, Koreli, Japon gruplar yok. Backpacker backpacker gidiyoruz. Oyle olunca da yerde uyumak garip gelmiyor kimseye.
Bu arada koca bir sirt cantasini Bangkok'da bir turizm acentasi olan Atilla Bey'e biraktik, Ersoy'a ufak bir canta aldik. Artik kalin giysilere falan ihtiyacimiz yok buradan sonra. Nasil da rahatlatti bizi, en azindan bundan sonra 15 kilo daha az gezecegiz.
Sabah 7'ye dogru indigimizde taksi bizi bekliyordu. Ama bizden baska kimse yok. Sehirden cikmaya baslayinca sofore sordum, sadece ikimizin oldugunu soyledi. Tamam, kaziklandik diye dusunurken, sadece 3'er dolari verecegimizi ogrenince rahatladim. Cunku bu arabalar buradan sinira hayatta 30-40 dolardan asagi gitmiyor. Ya obur kisi son anda iptal etti, ya da zaten ucuncu yoktu ve nasilsa sinirdan buraya birilerini bulur diye aza gitmeyi kabul etti.
Neyse ne, sonucta yolu gorseniz cok daha fazlasini odemeyi kabul edersiniz. Cunku yol...yok. Sozumona insaat devam ediyor, o daha da beter etmis. Sadece bir-iki yerde calisma devam ediyor, onlardan birinde de iki isci almis eline bir metreyi, sozumona yol olcuyor. Bu is bin yilda bile bitmez.
Sanirim LP'deki komplo teorisyeni bu sefer hakli, bir ucak sirketinin yolun yapiminin agirdan alinmasi icin yuklu para odedigini okumustum. Millet Bangkok- Siem Reap arasini ucakla gitsin diye. Hakki olabilir, takside bile insan ziplamaktan bir hal oluyor, otobusleri, hele de yaslica, bes yildiz gruplarini dusunemiyorum bile.
Yol boyunca, yolun olmamasindan baska iki minicik sorun var. Birincisi arabanin direksiyonu sagda, sollama yaparken afiften urkutuyor insani, ikincisi de bizim soforun telefonunu elinden birakmamasi. Hele en sonunda bir yerde, artik arabayi saga cekip, durdurup yarim saat konusmasi. Biz mimiklerinden sevgilisiyle kavgali olup, barismaya calistigi sonucunu cikardik. Genc adam, umarim barismistir.
10 gibi sinira geldik, Kambocya'dan cikip, Tayland'a yuruyerek gectik. Zatem mesafe 100-150 metre ve insan dolu. Arada da 3-4 tane bes yildiz otel ve tabii casinolari. Iki ulkede de sozumona kumar yasak ya, adamlar cozumu casinolari tampon bolgeye kurmakta bulmus.
Siniri gecer gecmez bir genc gelip, 12'de Bangkok'a 300 bahta otobus kalkacak diyor, ama daha saat 10:30. Biz 80 bahta terminale gidip, 215'er bahta 11'de kalkan otobuse bindik, orada beklemekten iyidir. Yol Bangkok'a 5 saat ama otobusler Monchit terminaline geliyor, epey uzak Khao San'a. Orada da hemen taksiciler gelip yapisiyor, 300 baht diye. Ama terminalin icinde bir taksi duragi var, her farkli bolge icin farkli bir sira ve taksimetresini acan taksiciler bolgeye gore gelip yolculari oradan aliyor. Butun yazilar Tayca ama gorevlilere soyleyince yardim edip dogru siraya aliyorlar sizi.
Tabii trafik korkunc, yol bir saatten biraz fazla surdu ve 160 baht tuttu. Yani terminaldeki taksicinin yari fiyati.
Bangkok'ta yer bulma durumu gecen seferkinden cok daha fenaydi. Hicbir yerde oda yok. Ersoy gecen sefer kaldigimiz Sawadee Smile Inn'de garip, ucgen bir oda buldu da, yatacak yerimiz var.
Bu sefer burada sadece bir gece kalip guneye gitmeye karar verdik. Bu kadar dolandiktan sonra plaj fikri muhtesem geliyor.
Guneye inmek icin iki yol var, tren ya da otobus. Ama acenta otobuslerinde super hirsizliklar oluyormus. Bagaj bolumune binen hirsizlar, sen yukarda rahat rahat giderken, cantanda ise yarar ne varsa goturuyormus.
Zaten bosuna degil, Khao San tarafinda onunde “We buy everything” yazan saticilar var. Eski ayakkabilardan, deniz gozluklerine, cantalara hersey var adamlarda. Sattiklari mallarin ne kadar alinti, ne kadari calinti, cok merak ettim dogrusu.
Biletleri bir gun once almamiza ragmen yataklida yer yok, mecburen 2.sinif pulmandan yer aldik. Tren istasyonunda bir acentadan da yavas tekne biletlerimizi. Once Koh Tao'ya gidecegimiz icin Surat Thani'ye kadar gitmeye gerek yok, Chumpon'dan gitmek en mantiklisi. Oradan da ya yavas tekne (3 saat) ya da hizli katamaran (1,5 saat) secenekleri var.
Bu sefer yine benim akilliligim, yavasla gidelim dedik. Tren rahat, havlumsu bir battaniye bile veriyorlar. Zaten gece 11 gibi cikip, sabah 5'te gelince, yol boyu uyunuyor rahat rahat.
Bizim biletlere istasyondan limana otobus de dahil. Bir suru insan, herkes ayni tekneye gidiyor, hatta yer kalmayinca uc kiz yerlere yayiliyor, yolda uyumus da olsak hala saat cok erken, herkesin uykusu var. Benim icim rahat, teknede uyurum diye dusunuyorum salak salak. Yok ya, adamlar alt salonun klimasini oyle bir acmislar ki, birakin uyumayi, salonda duramiyoruz bile. Salondan cikanlarin gozlukleri bugulaniyor. Calisanlar da ya anlamiyor, ya da anlamak istemiyorlar. Yanimdaki herseye sarinmama ragmen ben de beceremedim uyumayi. Sonunda ust guvertede cantami yastik yapip, tahtalarin ustunde, yerde uyudum. Sansa bu teknede o yasli Amerikalilar, Koreli, Japon gruplar yok. Backpacker backpacker gidiyoruz. Oyle olunca da yerde uyumak garip gelmiyor kimseye.
Bu arada koca bir sirt cantasini Bangkok'da bir turizm acentasi olan Atilla Bey'e biraktik, Ersoy'a ufak bir canta aldik. Artik kalin giysilere falan ihtiyacimiz yok buradan sonra. Nasil da rahatlatti bizi, en azindan bundan sonra 15 kilo daha az gezecegiz.
ANGKOR WAT
En sonunda dunyanin yeni yedi harikalarindan birini daha gormek kismet oldu. Dun aksamustu de gittik aslinda. Bir tuk tuk tutup, saat dort gibi balona gittik. 15 dolar adambasi, havada ne kadar kaliyor, saate bakmadim ama fazla da degil. Oyle muhtesem bir ucus degil, denemis olmak icin denedik. Sadece tapinaklarin ne kadar buyuk bir alani kapsadigini gormek acisindan ilginc. Asil niyet helikoptere binmekti ama 6 dakikalik ucus-ya da sadece kalkip inmek icin- 50 dolar denince vazgectik. Baska bahara kalsin o da artik.
Balonun kalktigi alan biletli alanin icinde ama balona gittigimizi soyleyince bedava girdik. Sonra donup biletleri aldik, bir sonraki gun icin aksam 5'ten sonra bilet alinabiliyor, o biletle de bir gun once gun batimini seyretmek icin gelmek bedava. Bu arada bilet fiyatlari korkunc, 1 gun 20, 3 gun 40 ve bir hafta 60 dolar. Buna cog tapinak dahil ama dahil olmayanlar da var ve birinin fiyati 20 dolara kadar abartilmis. Zaten o da biraz uzakta kaliyor. Biz coook dusunduk, kac gunluk alalim diye..Hatta bir ara ben bile Ersoy fotograf ceksin diye 3 gunluk alalim dedim, ama almadigimiza cok sevindik sonunda. Bu arada artik tek gunluk bilet icin de fotograf lazim ama getirmenize hic gerek yok, hatta istemiyorlar bile. Kendileri cekip direk basiyorlar bileti.
Bu absurd fiyatlarin hepsinin suclusu bence Japonlar. Adamlar bir-iki kopru ( Hepsi “Kardeslik Koprusu”) karsiliginda her yerin giris ve isletme haklarini almis. Dedim ya, ayni Macchu Picchu gibi. Zaten bu “Dunyanin yeni yedi harikasi” olayinin da altinda bu ticari hirs yatiyor bence. Burada ayni Japon sirketi, giris, isletme haklarini almis, koca bir(benim gordugum) otelleri var, helikopter, balon onlara ait. Allah bilir, saticilar da onlara calisiyordur.
Turkiye'de ictigimiz tekilalarin hicbirinin Meksika'da uretilmedigini biliyormuydunuz? Hatta orada Olmeca markasi yok bile, yine Japonlar.
Herneyse, bence su gunes batimi hikayesi gercekten hikaye. Fille cikmak da tam 15 dolar, degmez.
Ertesi gun 7:30 gibi gittik bu sefer. Japon, Koreli koca gruplar, inanilmaz bir kalabalik. Belki haksizlik edecegim ama benim bir daha gidecegim bir yer degil Angkor Wat...Diyorum herhalde cok sey okudum, cok mu sey bekledim diye... Bence hayir, dunyada o kadar etkileyici yerler gordum ki, burada hayal kirikligina ugradim. Bayon iyi ( gruplar yoksa), Angkor Wat iyi, ama sadece iyi iste, muhtesem diyemiyorum bir turlu. Uzgunum...
Bir de buraya gelirseniz bence terlikleri birakip,ayakkabi giyin. Bazi tapinaklara tirmanmak lazim, basamaklar cok dar ve cok yuksek, zorlayabiliyor. Hatta emeklemek bile gerekebiliyor, ona gore.
Sonucta burasi bizim icin onemliydi, en azindan yolculugumuz acisindan. Yolun yarisindayiz ve artik tarihi yer ziyaretlerine ara verdik, zaten ben bayilirim ya! Bundan sonra gercek tatil basliyor, adalara gidiyoruz. Sabah erkenden sinira, oradan da Bangkok. YINE.
Balonun kalktigi alan biletli alanin icinde ama balona gittigimizi soyleyince bedava girdik. Sonra donup biletleri aldik, bir sonraki gun icin aksam 5'ten sonra bilet alinabiliyor, o biletle de bir gun once gun batimini seyretmek icin gelmek bedava. Bu arada bilet fiyatlari korkunc, 1 gun 20, 3 gun 40 ve bir hafta 60 dolar. Buna cog tapinak dahil ama dahil olmayanlar da var ve birinin fiyati 20 dolara kadar abartilmis. Zaten o da biraz uzakta kaliyor. Biz coook dusunduk, kac gunluk alalim diye..Hatta bir ara ben bile Ersoy fotograf ceksin diye 3 gunluk alalim dedim, ama almadigimiza cok sevindik sonunda. Bu arada artik tek gunluk bilet icin de fotograf lazim ama getirmenize hic gerek yok, hatta istemiyorlar bile. Kendileri cekip direk basiyorlar bileti.
Bu absurd fiyatlarin hepsinin suclusu bence Japonlar. Adamlar bir-iki kopru ( Hepsi “Kardeslik Koprusu”) karsiliginda her yerin giris ve isletme haklarini almis. Dedim ya, ayni Macchu Picchu gibi. Zaten bu “Dunyanin yeni yedi harikasi” olayinin da altinda bu ticari hirs yatiyor bence. Burada ayni Japon sirketi, giris, isletme haklarini almis, koca bir(benim gordugum) otelleri var, helikopter, balon onlara ait. Allah bilir, saticilar da onlara calisiyordur.
Turkiye'de ictigimiz tekilalarin hicbirinin Meksika'da uretilmedigini biliyormuydunuz? Hatta orada Olmeca markasi yok bile, yine Japonlar.
Herneyse, bence su gunes batimi hikayesi gercekten hikaye. Fille cikmak da tam 15 dolar, degmez.
Ertesi gun 7:30 gibi gittik bu sefer. Japon, Koreli koca gruplar, inanilmaz bir kalabalik. Belki haksizlik edecegim ama benim bir daha gidecegim bir yer degil Angkor Wat...Diyorum herhalde cok sey okudum, cok mu sey bekledim diye... Bence hayir, dunyada o kadar etkileyici yerler gordum ki, burada hayal kirikligina ugradim. Bayon iyi ( gruplar yoksa), Angkor Wat iyi, ama sadece iyi iste, muhtesem diyemiyorum bir turlu. Uzgunum...
Bir de buraya gelirseniz bence terlikleri birakip,ayakkabi giyin. Bazi tapinaklara tirmanmak lazim, basamaklar cok dar ve cok yuksek, zorlayabiliyor. Hatta emeklemek bile gerekebiliyor, ona gore.
Sonucta burasi bizim icin onemliydi, en azindan yolculugumuz acisindan. Yolun yarisindayiz ve artik tarihi yer ziyaretlerine ara verdik, zaten ben bayilirim ya! Bundan sonra gercek tatil basliyor, adalara gidiyoruz. Sabah erkenden sinira, oradan da Bangkok. YINE.
10 Ocak 2008 Perşembe
SIEM REAP
Dun ogleden sonra geldik buraya. Mekong Express'le geldik ya, adamlarin kendi yerleri var yolculari indirmek icin. Bizim otobusu gorunce kapilari actilar, arkamizdan hemen kapadilar. Disarda bekleyen bir suru tuk tukcu, otelci, ellerinde pankartlar. Iki guvenlik gorevlisi bile zor basa cikiyor. Oradaki genclerden biri bir dolara bir tuk tuk ayarladi bizi sehre goturmesi icin. Mesafe iki kilometre, yani yarim saat. Bir dolar vermek daha kolay geldi.
Herzamanki gibi nereye gidecegimizi bilmiyoruz. Attim kafadan, ismi LP'de var ya, Popular Guesthouse dedim. Yer var, TV'li oda 8 dolar, bir dolar da fazladan sicak su icin verdik. Yerimiz hemen merkezde, pazar yerine, barlar sokagina cok yakiniz. Ama otelin Capitol tura ait oldugunu gorunce uzuldum. Onlarin yerinde kalmak istemezdim, satis konusunda cok agresifler cunku. Angkor Wat icin tuk tuk sordu Ersoy, adamlar 15 dolar dedi. 10'a gidenler var deyince de, onlar gangster, sizi soyarlar diye basladilar. Ben cok kizdim, sirf onlardan alalim diye digerlerine pislik atiyorlar. Oyle soygun falan da yok buralarda. Hatta gitmeyecegiz dedigimiz halde sabah 5'te kapimizi caldilar, herhalde inanmadilar gitmeyecegimize ya da bir sanslarini denemek istediler. Ama ben yataktan oyle bir firladim ki uykumun en guzel yerinde...Bir daha da dogru duzgun uyku tutmadi haliyle.
Inadim inat, ben bu adamlarla gitmem. Zaten obur gun sinira kadar taksiyle gidecegiz, adam basi 10 dolar, onu da gidip baska acentadan aldik. Sinir oldum adamlara. Bu saat olmus olmasa oteli degistirecegim nerdeyse.
Angkor Wat'a nasil gidelim diye epey kafa patlattik, 1 gun 20,3 gun 40 dolar. En sonunda bir gun gitmeye karar verdik. Bir ara helikopter ucusuna mi gitsek dedik, 6 dakikalik ucus 50 dolar. Yani kalkip iniyor. Sonunda bugun aksamustu balona gitmeye karar verdik, giris bileti gerekmiyor, hem biraz dolasmis oluruz. Balon bizim Kapadokya balonlarindan degil, su yere bagli, sadece 200 metreye cikanlardan. Istanbul'da vardi ya, bir gun ipi kopunca Kapadokya'ya goturduler, orada da is yapamadi. Olsun, maksat gezmek ya....
Burasi cok sicak. Dalga gecmek icin degil ama, bu sicakta Istanbul'u dusunmek acayip serinletiyor insani.
Bu arada yazmayi unuttum, Saigon'da North Face, Colombia, Timberland ceket ve botlari satan kaynagi bulduk, ben harika bir ceket aldim, 30 dolar.Ama nereden aldigimi hayatta buraya yazmam, sonra rehber kitaplarda falan cikarsa aninda kayboluyorlar ortalikta. Gidecek olanlar mail atsin, veririm adresini.
Ersoy birazdan uykudan gelir, cikariz su balona. Sonra yazarim nasilmis....
Herzamanki gibi nereye gidecegimizi bilmiyoruz. Attim kafadan, ismi LP'de var ya, Popular Guesthouse dedim. Yer var, TV'li oda 8 dolar, bir dolar da fazladan sicak su icin verdik. Yerimiz hemen merkezde, pazar yerine, barlar sokagina cok yakiniz. Ama otelin Capitol tura ait oldugunu gorunce uzuldum. Onlarin yerinde kalmak istemezdim, satis konusunda cok agresifler cunku. Angkor Wat icin tuk tuk sordu Ersoy, adamlar 15 dolar dedi. 10'a gidenler var deyince de, onlar gangster, sizi soyarlar diye basladilar. Ben cok kizdim, sirf onlardan alalim diye digerlerine pislik atiyorlar. Oyle soygun falan da yok buralarda. Hatta gitmeyecegiz dedigimiz halde sabah 5'te kapimizi caldilar, herhalde inanmadilar gitmeyecegimize ya da bir sanslarini denemek istediler. Ama ben yataktan oyle bir firladim ki uykumun en guzel yerinde...Bir daha da dogru duzgun uyku tutmadi haliyle.
Inadim inat, ben bu adamlarla gitmem. Zaten obur gun sinira kadar taksiyle gidecegiz, adam basi 10 dolar, onu da gidip baska acentadan aldik. Sinir oldum adamlara. Bu saat olmus olmasa oteli degistirecegim nerdeyse.
Angkor Wat'a nasil gidelim diye epey kafa patlattik, 1 gun 20,3 gun 40 dolar. En sonunda bir gun gitmeye karar verdik. Bir ara helikopter ucusuna mi gitsek dedik, 6 dakikalik ucus 50 dolar. Yani kalkip iniyor. Sonunda bugun aksamustu balona gitmeye karar verdik, giris bileti gerekmiyor, hem biraz dolasmis oluruz. Balon bizim Kapadokya balonlarindan degil, su yere bagli, sadece 200 metreye cikanlardan. Istanbul'da vardi ya, bir gun ipi kopunca Kapadokya'ya goturduler, orada da is yapamadi. Olsun, maksat gezmek ya....
Burasi cok sicak. Dalga gecmek icin degil ama, bu sicakta Istanbul'u dusunmek acayip serinletiyor insani.
Bu arada yazmayi unuttum, Saigon'da North Face, Colombia, Timberland ceket ve botlari satan kaynagi bulduk, ben harika bir ceket aldim, 30 dolar.Ama nereden aldigimi hayatta buraya yazmam, sonra rehber kitaplarda falan cikarsa aninda kayboluyorlar ortalikta. Gidecek olanlar mail atsin, veririm adresini.
Ersoy birazdan uykudan gelir, cikariz su balona. Sonra yazarim nasilmis....
KAMBOCYA-PHNOM PENH
Buradaki Avrupa etkisi hemen belli. Mimari, ana caddelerin genisligi, restoranlar...Turiste gerek yok, zaten epey bir yabanci yasiyor burada.
Bu arada da Kambocya'ya bu sene iki milyon turist geldigi iddia ediliyor. Ben bir bucuk diye okumustum ama...
Burada hostelde bir tuk tukcuyla 12 dolara anlastik. Sabah 9'da cikip unlu olum tarlalarina, Pol Pot doneminde hapishane olarak kullanilan okula, kraliyet sarayina ve son olarak da gol kenarina gittik. Olum tarlalari denilen yer eger burada neler oldugunu bilmiyorsaniz bosuna vakit harcayacaginiz bir yer.Kirlik bir alan, cevresi tarlalar, gol, icerde de bazi cukurlar ve giriste bir tapinak var, o kadar. Ama o cukurlarin toplu mezarlar, tapinagin icindekilerin de gercek insan kafataslari oldugunu bilince, bir de mezarlarin bazilarinin yaninda insan kemiklerini, dislerini gorunce icinde birseyler kipirdiyor insanin. Yine de buralilarin Japonlara gosterdigi tepkiyi anlayabiliyorum. Bazen o kadar yapay geliyor ki...Japon bir sirket buranin isletmesini almis, giris biletlerine odenen para onlara gidiyor. Halkin tepkisi de aslinda tamamen buraya giris alinmasina karsi. Ailelerinden, dostlarindan mutlaka birileri oldurulmus burada, birileri de gelmis giris icin para istiyor, ortalikta da para odeyip giren, kimisi gulecek, dalga gececek kadar igrenclesmis insanlar. Siz olsaniz kizmazmisiniz?
Ben zaten gecen seneden beri gicigim bu Japonlara. Peru'ya giden arkadaslar, hani o super pahali tren var ya Machu Pichu'ya cikan...Iste o tren de yine bir Japon sirketine ait. Kolonileri hep Ingilizler, Fransizlar kurmuyor. Modern dnyanin kolonistleri bu Japonlar.
Tuol Seng Muzesi-hapishane- de pek farkli degil. Hucreler, dikenli teller...Bazi koguslarda da fotograflar var. Onlar kotu iste..Daha once Terezin'de, Auschwitz'de de gormustum olumlerine gidecek insanlarin son fotograflarini. Bunlar da ayni derecede fena. Bakislari korku, dehset, inanmazlik dolu surusune fotograf. Cogunun kollari gozukmuyor fotograflarda cunku Pol Pot'un adamlarinin bir ozelligi de tutuklularin kollarini arkadan, hemen dirseklerin ustunden tellerle baglamalari. Egri bugru duruyor insanciklar resimlerde. Kollarinizi arkaya atip bir deneyin, nasil can yakar gorun. Bir de artik gozleri acik oldugu halde hic bakamayanlar, gozlerinde boslugu yakaladiginiz insanlar var, o daha da kotu. Ama hala en kotusu degil. En kotusu gulumseyenler. Daha kollari baglanmamis, baslarina ne geleceginden habersiz kimbilir ne icin cekildigini zannettikler fotograflar icin masumca, capkinca gulumseyen gencler.. Bunlardan iki duzinesi bile sag cikamadi bu hapishaneden.
Saygisiz turistlerden cok cektim, hem yabanci, hem de Turklerden. Burada da ayni sey olmus olacak ki, her yere “Gulmeyin” denen tabelalar koymuslar. Tabii, takmayan cok. Hatta adamin teki dalga bile geciyordu. Bizim bu konuda tek yorumumuz “Bu adam tam Pol Pot'luk, eline firsat gecse iskenceden zevk alirdi” oldu. Daha ne diyeyim? Sozun bittigi nokta denir ya, ordayim iste.
Saray nasildi diye bana degil, Ersoy'a sorun. Zaten yorulmusum, 25.000 ( 6,5 dolar) giris ucretini gorunce aninda kactim, eczaneye gittim. Kosede bir golge cafe ilisti gozume, tam soguk bir Angkor birasi icilecek yer. Seytana uydum yine. Zavalli sevgilim o sicakta fotograf cekerken, ben buz gibi birami yudumlarken azicik da olsa vicdanim rahatsiz olmadi ne yazik ki....
Arada yarin icin Siem Reap otobus biletini alip, gole devam ettik. Mekong Express biletleri 10 dolar olmus,burasi icin ucuk bir fiyat. Asgari ucret 55 dolar, hesaplayin yani. Umarim bu kadar paraya deger.
Gol kenari muhtesem. Ilk gun buraya gelmemekle cok buyuk hata yapmisim. Odalara bakmadim ama ucuz, 4-12 dolar arasi. Odalari birakin, istedigi kadar kotu olsun, yerler tam gol kiyisinda, hatta ustunde. Manzara, sakinlik yeter. Burada son gecemiz olmasa, bir gunluk parayi yakar, hemen cantalari toplayip buraya gelirdim. Cennet gibi...
Ama cennet bu kadar pis olmamali diyorum bir yandan da. Bu sehrin butun kanalizasyonu kanallara, oradan da bu gollere akiyor. Her yer bizim “Boklu Dere” lerle dolu yani. Yine de tarim var, ispanagimsi bir bitki yetistiriyorlar. Allahtan daha once bizim sofor anlatmisti da hala ispanak yiyebilirim burada belki...Bunlar sadece hayvanlar icinmis. Zaten buralarda hic inek gormedim, yedigim butun etlerin de sadece manda olmus olmasi icin dua ediyorum. Arada kimbilir neler yutturmuslardir bana et diye de...Gercek sut de yok gibi birsey zaten. Sutlu kahve ya da cay ismarlarken ozellikle “fresh milk” demezseniz, cok tatli, yogunlastirilmis sut geliyor kahvenin icinde. Benim gibi seker kullanmayanlar icin cok kotu. Olsun,ona da alistim, hatta buzlu kahveyle sevmeye bile basladim sayilir.
Burada ac kalmak neredeyse imkansiz. Ilk zamanlar fena halde noodle'a sardirmistim, sehriye inceliginde olanlardan, neredeyse lazanya boyutlarina kadar cok cesidini yedim. Ama her yerde daha Avrupali yemekler de var. Ama heryerde ayni seyi beklememek lazim. Spaghettide carbonara sosu cok severim. Bilmeyenlere: yumurta,peynir, krema ve bacon ile yapilir. Geldigimden beri kremasizini, hatta yumurtasi yaninda ayri olarak haslanmis olarak getirilenini bile yedim. Yani her yemek bir surpriz oluyor bu taraflarda. Peynir olaraksa genelde ya ucgen eritilmis olanlar geliyor ya da garip bir beyaz peynir. Inat ederseniz, supermarketlerde Gouda ya da Edam zor da olsa bulunuyor. Zeytin? Cok az yerde var, memlekete donene kadar unutun derim. Yogurt da ayni sekilde, sade deneni bile sekerli. Off, nasil da canim cekti simdi......Su anda yakininda yogurt olanlar canlari istemese de ne olur gidip beni icin yesinler bir kasik. Aci cekiyorum burada...
Simdi gelelim alisveris meselelerine...Buralarda (boyle derken su ana kadar gezdigimiz butun ulkeleri kastediyorum) alacak cok sey var. Insan kendini tutamiyor. Almayalim, tasiyamayiz derken Bangkok'ta birseyler birakma ihtimali olunca biz de ufaktan salmaya basladik. Hersey anahtarliklar ve DVD'lerle basladi ve devam ediyor. O yer tutmaz, bu hafif derken, benim canta yerinden kalkmiyor. Hatta ufaktan taslar da aldim. Ersoy'un bu konuda tek yorumu su “Hayatim, ne istiyorsan al, fiyati onemli degil, yeter ki hosuna gitsin ve agir olmasin”. Ne sansli kizim ama degil mi?
Burada tas almak cesaret ister, o kadar cok sahte var ki..Benim alabilme sebebim taslari oldukca iyi tanimam. Kuyumcu arkadaslarim ve bana tek tek taslari ogretirken harcadiklari saatler sagolsun. Ozellikle de Kapalicarsi'daki cok sevgili dostum.
Yine de kendi ufak tefek hilelerim yok degil. Olcum aletlerini kendi pirlanta kesimli zirkonumla deniyorum. Tabii bu arada alet saticinin eline degmemeli bile. Yine de hala kaziklaniyorsam hakediyorum demektir. Afferin derim adamlara..
Bu arada harcadigim para da Istanbul'da bir gece disarda harcadigimdan az :))))))
Birkac gundur konusup duruyoruz, Kambocya'da sahile gitsek mi diye. Sonunda vazgectik. Bir sahile daha gidip gunes olmazsa aglarim artik. Nasilsa yakinda guneye inecegiz ve hala dunya kadar zaman var. Beklerim....
Istikamet Siem Reap yani Angkor Wat.......
Bu arada da Kambocya'ya bu sene iki milyon turist geldigi iddia ediliyor. Ben bir bucuk diye okumustum ama...
Burada hostelde bir tuk tukcuyla 12 dolara anlastik. Sabah 9'da cikip unlu olum tarlalarina, Pol Pot doneminde hapishane olarak kullanilan okula, kraliyet sarayina ve son olarak da gol kenarina gittik. Olum tarlalari denilen yer eger burada neler oldugunu bilmiyorsaniz bosuna vakit harcayacaginiz bir yer.Kirlik bir alan, cevresi tarlalar, gol, icerde de bazi cukurlar ve giriste bir tapinak var, o kadar. Ama o cukurlarin toplu mezarlar, tapinagin icindekilerin de gercek insan kafataslari oldugunu bilince, bir de mezarlarin bazilarinin yaninda insan kemiklerini, dislerini gorunce icinde birseyler kipirdiyor insanin. Yine de buralilarin Japonlara gosterdigi tepkiyi anlayabiliyorum. Bazen o kadar yapay geliyor ki...Japon bir sirket buranin isletmesini almis, giris biletlerine odenen para onlara gidiyor. Halkin tepkisi de aslinda tamamen buraya giris alinmasina karsi. Ailelerinden, dostlarindan mutlaka birileri oldurulmus burada, birileri de gelmis giris icin para istiyor, ortalikta da para odeyip giren, kimisi gulecek, dalga gececek kadar igrenclesmis insanlar. Siz olsaniz kizmazmisiniz?
Ben zaten gecen seneden beri gicigim bu Japonlara. Peru'ya giden arkadaslar, hani o super pahali tren var ya Machu Pichu'ya cikan...Iste o tren de yine bir Japon sirketine ait. Kolonileri hep Ingilizler, Fransizlar kurmuyor. Modern dnyanin kolonistleri bu Japonlar.
Tuol Seng Muzesi-hapishane- de pek farkli degil. Hucreler, dikenli teller...Bazi koguslarda da fotograflar var. Onlar kotu iste..Daha once Terezin'de, Auschwitz'de de gormustum olumlerine gidecek insanlarin son fotograflarini. Bunlar da ayni derecede fena. Bakislari korku, dehset, inanmazlik dolu surusune fotograf. Cogunun kollari gozukmuyor fotograflarda cunku Pol Pot'un adamlarinin bir ozelligi de tutuklularin kollarini arkadan, hemen dirseklerin ustunden tellerle baglamalari. Egri bugru duruyor insanciklar resimlerde. Kollarinizi arkaya atip bir deneyin, nasil can yakar gorun. Bir de artik gozleri acik oldugu halde hic bakamayanlar, gozlerinde boslugu yakaladiginiz insanlar var, o daha da kotu. Ama hala en kotusu degil. En kotusu gulumseyenler. Daha kollari baglanmamis, baslarina ne geleceginden habersiz kimbilir ne icin cekildigini zannettikler fotograflar icin masumca, capkinca gulumseyen gencler.. Bunlardan iki duzinesi bile sag cikamadi bu hapishaneden.
Saygisiz turistlerden cok cektim, hem yabanci, hem de Turklerden. Burada da ayni sey olmus olacak ki, her yere “Gulmeyin” denen tabelalar koymuslar. Tabii, takmayan cok. Hatta adamin teki dalga bile geciyordu. Bizim bu konuda tek yorumumuz “Bu adam tam Pol Pot'luk, eline firsat gecse iskenceden zevk alirdi” oldu. Daha ne diyeyim? Sozun bittigi nokta denir ya, ordayim iste.
Saray nasildi diye bana degil, Ersoy'a sorun. Zaten yorulmusum, 25.000 ( 6,5 dolar) giris ucretini gorunce aninda kactim, eczaneye gittim. Kosede bir golge cafe ilisti gozume, tam soguk bir Angkor birasi icilecek yer. Seytana uydum yine. Zavalli sevgilim o sicakta fotograf cekerken, ben buz gibi birami yudumlarken azicik da olsa vicdanim rahatsiz olmadi ne yazik ki....
Arada yarin icin Siem Reap otobus biletini alip, gole devam ettik. Mekong Express biletleri 10 dolar olmus,burasi icin ucuk bir fiyat. Asgari ucret 55 dolar, hesaplayin yani. Umarim bu kadar paraya deger.
Gol kenari muhtesem. Ilk gun buraya gelmemekle cok buyuk hata yapmisim. Odalara bakmadim ama ucuz, 4-12 dolar arasi. Odalari birakin, istedigi kadar kotu olsun, yerler tam gol kiyisinda, hatta ustunde. Manzara, sakinlik yeter. Burada son gecemiz olmasa, bir gunluk parayi yakar, hemen cantalari toplayip buraya gelirdim. Cennet gibi...
Ama cennet bu kadar pis olmamali diyorum bir yandan da. Bu sehrin butun kanalizasyonu kanallara, oradan da bu gollere akiyor. Her yer bizim “Boklu Dere” lerle dolu yani. Yine de tarim var, ispanagimsi bir bitki yetistiriyorlar. Allahtan daha once bizim sofor anlatmisti da hala ispanak yiyebilirim burada belki...Bunlar sadece hayvanlar icinmis. Zaten buralarda hic inek gormedim, yedigim butun etlerin de sadece manda olmus olmasi icin dua ediyorum. Arada kimbilir neler yutturmuslardir bana et diye de...Gercek sut de yok gibi birsey zaten. Sutlu kahve ya da cay ismarlarken ozellikle “fresh milk” demezseniz, cok tatli, yogunlastirilmis sut geliyor kahvenin icinde. Benim gibi seker kullanmayanlar icin cok kotu. Olsun,ona da alistim, hatta buzlu kahveyle sevmeye bile basladim sayilir.
Burada ac kalmak neredeyse imkansiz. Ilk zamanlar fena halde noodle'a sardirmistim, sehriye inceliginde olanlardan, neredeyse lazanya boyutlarina kadar cok cesidini yedim. Ama her yerde daha Avrupali yemekler de var. Ama heryerde ayni seyi beklememek lazim. Spaghettide carbonara sosu cok severim. Bilmeyenlere: yumurta,peynir, krema ve bacon ile yapilir. Geldigimden beri kremasizini, hatta yumurtasi yaninda ayri olarak haslanmis olarak getirilenini bile yedim. Yani her yemek bir surpriz oluyor bu taraflarda. Peynir olaraksa genelde ya ucgen eritilmis olanlar geliyor ya da garip bir beyaz peynir. Inat ederseniz, supermarketlerde Gouda ya da Edam zor da olsa bulunuyor. Zeytin? Cok az yerde var, memlekete donene kadar unutun derim. Yogurt da ayni sekilde, sade deneni bile sekerli. Off, nasil da canim cekti simdi......Su anda yakininda yogurt olanlar canlari istemese de ne olur gidip beni icin yesinler bir kasik. Aci cekiyorum burada...
Simdi gelelim alisveris meselelerine...Buralarda (boyle derken su ana kadar gezdigimiz butun ulkeleri kastediyorum) alacak cok sey var. Insan kendini tutamiyor. Almayalim, tasiyamayiz derken Bangkok'ta birseyler birakma ihtimali olunca biz de ufaktan salmaya basladik. Hersey anahtarliklar ve DVD'lerle basladi ve devam ediyor. O yer tutmaz, bu hafif derken, benim canta yerinden kalkmiyor. Hatta ufaktan taslar da aldim. Ersoy'un bu konuda tek yorumu su “Hayatim, ne istiyorsan al, fiyati onemli degil, yeter ki hosuna gitsin ve agir olmasin”. Ne sansli kizim ama degil mi?
Burada tas almak cesaret ister, o kadar cok sahte var ki..Benim alabilme sebebim taslari oldukca iyi tanimam. Kuyumcu arkadaslarim ve bana tek tek taslari ogretirken harcadiklari saatler sagolsun. Ozellikle de Kapalicarsi'daki cok sevgili dostum.
Yine de kendi ufak tefek hilelerim yok degil. Olcum aletlerini kendi pirlanta kesimli zirkonumla deniyorum. Tabii bu arada alet saticinin eline degmemeli bile. Yine de hala kaziklaniyorsam hakediyorum demektir. Afferin derim adamlara..
Bu arada harcadigim para da Istanbul'da bir gece disarda harcadigimdan az :))))))
Birkac gundur konusup duruyoruz, Kambocya'da sahile gitsek mi diye. Sonunda vazgectik. Bir sahile daha gidip gunes olmazsa aglarim artik. Nasilsa yakinda guneye inecegiz ve hala dunya kadar zaman var. Beklerim....
Istikamet Siem Reap yani Angkor Wat.......
SAIGON
Ben bu sehri gercekten cok sevdim ama ufaktan yol almak lazim. Burada cok guzel insanlarla tanistim, ne tesaduf ki ikisi Hirvat cikti. Benim gibi sigara icen, peynir, yogurt ve zeytin ozleyen tipler. Hani bize memlekette yabancidirlar ya, buralarda Hirvat gorunce komsu gormus gibi oluyor insan. Tek sorun, muhabbetin bir yerden sonra yemeklere sarmasi ve toplu halde fena halde acikmamiz. Tabii, biz yogurdun faydalarindan bahsederken, bir suru insan da garip garip bize bakti. Ne anlar yabanci yogurttan?
Burada tek sorun saticilar. Fena halde bikmaya basladim ama yine de “Hayir, tesekkurler” derken gulumsemekten kendini alamiyor insan. Cogu kadin ya da genc kiz, unlu kitaplarin ya da rehber kitaplarin korsan baskilarini satiyorlar. Ellerinde kule gibi 20-30 kitap. Uzuluyorsun ama benim icin de tasimak kolay degil sonucta. Cantam olmus milyon kilo, tek mudum guneye gitmeden Bangkok'ta birakacak yer bulmak. Bir iki hafta once Katar Havayollarinin sayfasindan klubune uye olduk, boylece 20 yerine 30 kilo tasima hakkimiz var ama bu kadar agirligi, kot pantolonu falan bir ay yanimda bosuna tasimak istemiyorum. Bulacagim artik bir yolunu.
Bu aralar Istanbul 0 dereceymis ve nem de %100. Kolay gelsin demekten baska birsey gelmiyor elimden. Buralar epey sicak da :))
Saigon'da zaman guzel gecti. Ufaktan satici cocuklara da alismaya basladim. Bu cocuklar aslinda insani epey sikabiliyorlar ama gulumseyerek hayir deyince, hatta ufaktan muhabbet de edince hoslarina bile gidiyor. Birsey almadiginiz zaman kizmiyorlar, ofkelenmiyorlar. Hoi An'daki plajda da saticilar buna benziyordu. Lafa genelde “Nerelisin?” diye sorarak baslayip, biraz konusup, sonra satmaya calisiyorlardi. Fazla pazarlik da yapmiyorlardi, aslinda yapamiyorlardi bence. Sadece “Fiyatin fazla oldugunu biliyorm ama satmam lazim” diyorlardi. Anlasilan burada da ufak capta bir mafya olusmus, normalin bes fiyatina satmaya zorluyorlar zavallilari..
Disardan bu ulkeler cogumuza ayni geliyor. Hatta cekik gozlu olduklarinda insanlari birbirinden ayirmiyoruz bile, ayni onlarin bizleri ayiramadigi gibi. Bu dogru, biz birbirimize farkli gelebiliriz ama onlar icin aramizda pek fark yok. Ustelik dikkatli bakinca inanclari hakkinda bile epey sey ogrenmek mumkun.
Saigon'da dolasmak cok kolay. Yurumek rahat, diger bircok yerin aksine burada kaldirimlar motorsiklet dolu degil-en azindan cogu yerde. Hatta bazi ana caddelerde motorlar icin ayri bir serit ayrilmis. Taksiler bol ve rahat, soforler bir yolcu biner binmez camlari kapatip, klimayi aciyorlar. Biz hic pazarlik falan etmedik, hepsi hic sorunsuz taksimetreyi acti, ustelik yolu uzatmaya falan da calismadilar. Sadece havaalanindan bizi getiren taksici “Mutlu Yillar” diyerek bahsis istemisti.
Bu bahsis isi de bir garip buralarda. Basta Laos olmak uzere cogu yerde alisik degiller. Ama birakinca da seviniyorlar. Biz de az cok biraka biraka geziniyoruz.
Buradan Kambocya'ya tekneyle gecmeye karar verdik. Hazir giderken bari Mekong deltasinda bir tur yapip, oyle gidelim dedik. Zaten turu Phnom Penh'te bitiren programlar var. Araya taraya en sonunda su unlu Sinh Cafe Travel ile yapalim dedik, o kadar sahtesini gordukten sonra gercekten varoldugunu gormek komik geldi. Almisken de 2 gece-3 gun suren turu aldik. Iyi ki de yapmisiz. Yararini daha sonra gorduk.
Tur oldukca guzel gecti ama gunes bize Vietnam'da yuzunu gostermemeye kararli olunca, epey gri gunler yasadik. Sadece son sabah gorebildik yuzunu. Bir kalktik, gunes var, sansimiz dondu sonunda.
Olur mu? Daha once yazmistim ya, bebek laptopumun sarjini unuttum diye. Saigon'da son aksam Ersoy yatmaya erken gidince ben epey oturmustum. O arada orada calisan kizlara Ingilizce calistirayim derken unutmusum.Taa turun ilk gununun aksami aklim basima geldi. Bulurduk, bulamazdik, yok Bangkok'u bekleyelim, yok yenisini alalim deyip, hangisini almak lazim diye babacigimi ararken, hadi dedik, bir rehberimize soralim, belki o yardim eder dedik. Biz Turkiye'de herkesin olmadik mallarini olmadik yerlerden buldurup getirttiyoruz ya, belki burada da yapilir diye dusunduk. Otelde bizim rehberi bulamadik, obur grubun rehberi geldi. Zar zor derdimizi anlattik ( rehber falan, ingilizceleri cogunun felaket). Bir suru yerle konustu, geldi “OK, don't afraid” dedi. Hadi bakalim dedik. Sonucta unuttugum yer otelin yaninda bir cafe, acentada veya otelde unutmadim aleti. Ama ikinci gun oglende tekrar otobus degistirdigimizde yeni gelen rehber sarji getirdi. Icim nasil rahatladi anlatamam. Bu aletcigimin en sevdigim yani bana internet cafelerde oturma zorunlulugu olmadan yazma ve bazen de internete girme ozgurlugu vermesi. Pilim olmadan bunu yapamam ki....
Bu arada sozumona yabancilarin tur yaptigi bir acentanin arabasindayiz ama cogunluk burali gibi. Vietnamca konusup, sokak saticilarindan aldiklarini afiyetle yiyorlar. Yol boyu birkac kere konustuk, nereli olduklarini sordugumda bir aile Avustralya, bir cift de Amerika dedi. Yok ya! Ingilizceleri kotu, tipleri belli, dili konusuyorlar catir catir, hala Vietnam'li degiliz diyorlar. Boyle iste, zamaninda kacmis aileler ya da cocuklari bunlar. Kafamda bir soru isareti kaldi...Madem israrla burali degiliz diyorsunuz, o zaman neden geliyorsunuz, neden cok ozledik diyerek yemeklerini yiyorsunuz? Garip isler, boyle gidiyor iste.
Son gun oglene kadar yine tur yapip bir suru kanoyla dolastiktan sonra bizi sinira goturecek buyuk tekneye bindik. Kambocya vizesi sinirdan alinabiliyor, 20 dolar. Teknede acentanin bir gorevlisi bize formlari doldurttu, resimleri, pasaportlari aldi, bir yerde de karaya cikip bir motora atladi, kayboldu. Tabii ki karadan daha hizli gidiliyor, bu da tamamen sinirda vakit kaybetmemek ve ufaktan para kazanmak icin. Cunku 20 yerine 22'ser dolar odedik. Onemli degil, kuyrukta beklememeye deger.
Sinirda karaya cikip, pasaportlari alip, tekne degistirdikten kisa bir sure sonra tekrar durduk. Tamam, vizeler yapistirilmis ama giris damgasi vurdurmak lazim. Asil sorunu da orada yasadik zaten.
Kuyruga girdik, sira bana geldi. Verdim pasaportu, formu, gorevli inceleyip duruyor. Ilk sayfa ayrilmis gibi,”Neden oldu?” diyor bana. Nereden bileyim, bu pasaportla butun Guney Amerika'yi gezdim, ustune de bir suru yere gittim. Bazi yerlerde caarrrtt diye aciyorlar, bizim super kalite pasaportlar dayanmiyor iste. Adam fena takti, formdaki harfleri, sayilari duzeltiyor, yaparken de nasil somurtuyor, anlatamam. Sonradan farkettim, adam rusvet alabilmek icin yapiyor bunu, ama biz pasaportta sorun olmadigini biliyoruz ya, rahat rahat bekliyoruz, eninde sonunda basacak damgayi. Onbes dakika sonra basti damgalari, verdi pasaportu. Ersoy'da sira. Tam icim rahatladi giderken Ersoy seslendi, adam beni geri cagiriyor. “Eyvah” dedim icimden. Aldi yine pasaportu, bir Ersoy'unkine, bir benimkine bakiyor.
Evet, buyuk sirrimi acikliyorum. Benim bir yesil pasaportum var. Laos'tan Vietnam'a ucarken de Lao Havayollari bana inanmayip, ta Hanoi ile gorusmuslerdi. Bu sefer durum daha ciddi. Adam cagirdi birilerini, yaklasik yarim saat benim pasaportun fotokopileri cekildi, telefonlar edildi. En sonunda omzunda uc yildiz olan bir adam bile geldi, ciddi bir yuz, azarlayip duruyor digerlerini. Hicbir yere gidemiyorum, Ersoy'a tekneye git bari, bensiz gitmesinler dedim. Gunes altinda yaktim sigarayi bekliyorum. Bir suru insan bana bakiyor, sanki uluslararasi aranan bir suclu gibi hissettim kendimi. Ama bu arada daha biraz once suratima bakmayan adam gecerken bene gulumseyip duruyor. Epey sonra gorusme masasina cagrildim. Pasaportunda sorun olanlarin gorusmeye alindigi yer. Neler geciyor kafamdan ama...En kotu ihtimal diyorum, Ersoy gider, ben bir gece kalirim, nasil olsa anlarlar yanlislik yaptiklarini. Sonra sinirda nasil yatmistim diye anlatirim diyorum. Ya da en kotu ihtimal almazlar beni, artik Saigon'dan Tayland'a ucak bileti nasil bulurum diyorum.
Oturdum masaya. Ama bir de gariplik var. Butun polislerin, gorevlilerin tavri cok farkli. Hepsi gulumsuyor. Buralarda sinirlar hakkinda cok sey okudum ya, benden koparmak istedikleri parayi dusunup guluyorlar diyorum icimden. Karsimda bu sefer sivil, cok iyi Ingilizce konusan gencten bir adam. Ayni uc yildizli amca gibi kolunda altin Rolex, parmaginda koca bir pirlanta. Basliyor sormaya “Buraya ne icin geldiniz, ne kadar kalacaksiniz, vs. vs....” Diyorum turistim, en fazla iki-uc hafta kalacagim. Hatta “Bu gece burada kalmam gerekecek mi?” diye bile sordum. Adam saskin saskin bakti yuzume, “Yok hanimefendi, olurmu, birazdan hallolur” dedi. Allah allah, bana once uluslararasi suclu muamelesi, sonra “Hanimefendi”. Yani azicik garip bir durum. Fena korkmusum zaten, aglamama ramak kalmis...Derken pasaportumn fotokopisini uzatti, arkaya yazi dedi. “Ne yazayim?” derken acikladi. Meger benimki yesil pasaport oldugu icin normal turist vizesi degil, degisik bir vize almam gerekiyormus. Normallerin suresi bir, benimkinin uc aymis. Megerse yanlis vize verdikleri icin benim sorun cikarmamdan korkmuslar. O kalabalik omuzlu amcanin gelmesi, telefonlar hep o yuzdenmis. Yani adamlar aslinda ben sikayet edersem baslarinin belaya girmesinden korkmuslar. Tabii en cok korkan da damgayi onbes dakika sonra basan asik suratli adam, hem surat as, hem rusvet bekle, hem de yanlis vizeyi damgala.
Sonuc? Aynen soyle bir kagit yazdim, imzaladim:” Buraya turist olarak iki ya da uc hafta icin geldim. Ozel vizeye ihtiyacim yoktur ve talep de etmiyorum”.
Yani ben adamlardan korkarken, megerse onlar benden daha cok korkuyormus. Elli kere ozur dilediler benden. Ben de tesekkur edip, pasaportu kapip, ucarcasina gittim tekneye. Bir de milleti beklettim diye uzuluyorum. O da bosunaymis. Avrupali bir adamin pasaportunda delik oldugu icin benden yarim saat daha gec geldi.
Boylece merhaba Kambocya dedik..
Bu son tekne artik Capitol Tours'a ait. Anlasilan Sinh Cafe burada bu acentayla calisiyor. Bu hizli tekne galiba. Galiba diyorum cunku tahta degil ama gordugum en dokuk tekne. Sozumona birkac cami var, pleksiglas, cogu yerlerde. Tuvaletine bakmayi denemedim bile. Yol boyu uyukladik. Son duraktan Phnom Penh'e arabayla gitmek gerekiyor. Tikistik iki Hyundai minibuse, ciktik yola. Normalde bir saat surecek yol, insaatlar ve trafikle iki saatti buldu. Ersoy cok mutlu, Vietnam'da tapinak gorememisti, burada heryerde var. “Eve gelmis gibi oldum” diyor.
Minibus adet oldugu uzere Capitol'un hostellerinin onune cekti. Bu sefer Ersoy oturdu, ben yer aradim. Burada kalmak istemiyorum cunku daracik bir ana cadde, kalabaliktan nefes alinmiyor. Hemen iki blok kadar arkada baska biryer buldum, yerlestik, bir tuk tukla nehir kiyisinda biraz dolasip, donup uyuduk.
Burada tek sorun saticilar. Fena halde bikmaya basladim ama yine de “Hayir, tesekkurler” derken gulumsemekten kendini alamiyor insan. Cogu kadin ya da genc kiz, unlu kitaplarin ya da rehber kitaplarin korsan baskilarini satiyorlar. Ellerinde kule gibi 20-30 kitap. Uzuluyorsun ama benim icin de tasimak kolay degil sonucta. Cantam olmus milyon kilo, tek mudum guneye gitmeden Bangkok'ta birakacak yer bulmak. Bir iki hafta once Katar Havayollarinin sayfasindan klubune uye olduk, boylece 20 yerine 30 kilo tasima hakkimiz var ama bu kadar agirligi, kot pantolonu falan bir ay yanimda bosuna tasimak istemiyorum. Bulacagim artik bir yolunu.
Bu aralar Istanbul 0 dereceymis ve nem de %100. Kolay gelsin demekten baska birsey gelmiyor elimden. Buralar epey sicak da :))
Saigon'da zaman guzel gecti. Ufaktan satici cocuklara da alismaya basladim. Bu cocuklar aslinda insani epey sikabiliyorlar ama gulumseyerek hayir deyince, hatta ufaktan muhabbet de edince hoslarina bile gidiyor. Birsey almadiginiz zaman kizmiyorlar, ofkelenmiyorlar. Hoi An'daki plajda da saticilar buna benziyordu. Lafa genelde “Nerelisin?” diye sorarak baslayip, biraz konusup, sonra satmaya calisiyorlardi. Fazla pazarlik da yapmiyorlardi, aslinda yapamiyorlardi bence. Sadece “Fiyatin fazla oldugunu biliyorm ama satmam lazim” diyorlardi. Anlasilan burada da ufak capta bir mafya olusmus, normalin bes fiyatina satmaya zorluyorlar zavallilari..
Disardan bu ulkeler cogumuza ayni geliyor. Hatta cekik gozlu olduklarinda insanlari birbirinden ayirmiyoruz bile, ayni onlarin bizleri ayiramadigi gibi. Bu dogru, biz birbirimize farkli gelebiliriz ama onlar icin aramizda pek fark yok. Ustelik dikkatli bakinca inanclari hakkinda bile epey sey ogrenmek mumkun.
Saigon'da dolasmak cok kolay. Yurumek rahat, diger bircok yerin aksine burada kaldirimlar motorsiklet dolu degil-en azindan cogu yerde. Hatta bazi ana caddelerde motorlar icin ayri bir serit ayrilmis. Taksiler bol ve rahat, soforler bir yolcu biner binmez camlari kapatip, klimayi aciyorlar. Biz hic pazarlik falan etmedik, hepsi hic sorunsuz taksimetreyi acti, ustelik yolu uzatmaya falan da calismadilar. Sadece havaalanindan bizi getiren taksici “Mutlu Yillar” diyerek bahsis istemisti.
Bu bahsis isi de bir garip buralarda. Basta Laos olmak uzere cogu yerde alisik degiller. Ama birakinca da seviniyorlar. Biz de az cok biraka biraka geziniyoruz.
Buradan Kambocya'ya tekneyle gecmeye karar verdik. Hazir giderken bari Mekong deltasinda bir tur yapip, oyle gidelim dedik. Zaten turu Phnom Penh'te bitiren programlar var. Araya taraya en sonunda su unlu Sinh Cafe Travel ile yapalim dedik, o kadar sahtesini gordukten sonra gercekten varoldugunu gormek komik geldi. Almisken de 2 gece-3 gun suren turu aldik. Iyi ki de yapmisiz. Yararini daha sonra gorduk.
Tur oldukca guzel gecti ama gunes bize Vietnam'da yuzunu gostermemeye kararli olunca, epey gri gunler yasadik. Sadece son sabah gorebildik yuzunu. Bir kalktik, gunes var, sansimiz dondu sonunda.
Olur mu? Daha once yazmistim ya, bebek laptopumun sarjini unuttum diye. Saigon'da son aksam Ersoy yatmaya erken gidince ben epey oturmustum. O arada orada calisan kizlara Ingilizce calistirayim derken unutmusum.Taa turun ilk gununun aksami aklim basima geldi. Bulurduk, bulamazdik, yok Bangkok'u bekleyelim, yok yenisini alalim deyip, hangisini almak lazim diye babacigimi ararken, hadi dedik, bir rehberimize soralim, belki o yardim eder dedik. Biz Turkiye'de herkesin olmadik mallarini olmadik yerlerden buldurup getirttiyoruz ya, belki burada da yapilir diye dusunduk. Otelde bizim rehberi bulamadik, obur grubun rehberi geldi. Zar zor derdimizi anlattik ( rehber falan, ingilizceleri cogunun felaket). Bir suru yerle konustu, geldi “OK, don't afraid” dedi. Hadi bakalim dedik. Sonucta unuttugum yer otelin yaninda bir cafe, acentada veya otelde unutmadim aleti. Ama ikinci gun oglende tekrar otobus degistirdigimizde yeni gelen rehber sarji getirdi. Icim nasil rahatladi anlatamam. Bu aletcigimin en sevdigim yani bana internet cafelerde oturma zorunlulugu olmadan yazma ve bazen de internete girme ozgurlugu vermesi. Pilim olmadan bunu yapamam ki....
Bu arada sozumona yabancilarin tur yaptigi bir acentanin arabasindayiz ama cogunluk burali gibi. Vietnamca konusup, sokak saticilarindan aldiklarini afiyetle yiyorlar. Yol boyu birkac kere konustuk, nereli olduklarini sordugumda bir aile Avustralya, bir cift de Amerika dedi. Yok ya! Ingilizceleri kotu, tipleri belli, dili konusuyorlar catir catir, hala Vietnam'li degiliz diyorlar. Boyle iste, zamaninda kacmis aileler ya da cocuklari bunlar. Kafamda bir soru isareti kaldi...Madem israrla burali degiliz diyorsunuz, o zaman neden geliyorsunuz, neden cok ozledik diyerek yemeklerini yiyorsunuz? Garip isler, boyle gidiyor iste.
Son gun oglene kadar yine tur yapip bir suru kanoyla dolastiktan sonra bizi sinira goturecek buyuk tekneye bindik. Kambocya vizesi sinirdan alinabiliyor, 20 dolar. Teknede acentanin bir gorevlisi bize formlari doldurttu, resimleri, pasaportlari aldi, bir yerde de karaya cikip bir motora atladi, kayboldu. Tabii ki karadan daha hizli gidiliyor, bu da tamamen sinirda vakit kaybetmemek ve ufaktan para kazanmak icin. Cunku 20 yerine 22'ser dolar odedik. Onemli degil, kuyrukta beklememeye deger.
Sinirda karaya cikip, pasaportlari alip, tekne degistirdikten kisa bir sure sonra tekrar durduk. Tamam, vizeler yapistirilmis ama giris damgasi vurdurmak lazim. Asil sorunu da orada yasadik zaten.
Kuyruga girdik, sira bana geldi. Verdim pasaportu, formu, gorevli inceleyip duruyor. Ilk sayfa ayrilmis gibi,”Neden oldu?” diyor bana. Nereden bileyim, bu pasaportla butun Guney Amerika'yi gezdim, ustune de bir suru yere gittim. Bazi yerlerde caarrrtt diye aciyorlar, bizim super kalite pasaportlar dayanmiyor iste. Adam fena takti, formdaki harfleri, sayilari duzeltiyor, yaparken de nasil somurtuyor, anlatamam. Sonradan farkettim, adam rusvet alabilmek icin yapiyor bunu, ama biz pasaportta sorun olmadigini biliyoruz ya, rahat rahat bekliyoruz, eninde sonunda basacak damgayi. Onbes dakika sonra basti damgalari, verdi pasaportu. Ersoy'da sira. Tam icim rahatladi giderken Ersoy seslendi, adam beni geri cagiriyor. “Eyvah” dedim icimden. Aldi yine pasaportu, bir Ersoy'unkine, bir benimkine bakiyor.
Evet, buyuk sirrimi acikliyorum. Benim bir yesil pasaportum var. Laos'tan Vietnam'a ucarken de Lao Havayollari bana inanmayip, ta Hanoi ile gorusmuslerdi. Bu sefer durum daha ciddi. Adam cagirdi birilerini, yaklasik yarim saat benim pasaportun fotokopileri cekildi, telefonlar edildi. En sonunda omzunda uc yildiz olan bir adam bile geldi, ciddi bir yuz, azarlayip duruyor digerlerini. Hicbir yere gidemiyorum, Ersoy'a tekneye git bari, bensiz gitmesinler dedim. Gunes altinda yaktim sigarayi bekliyorum. Bir suru insan bana bakiyor, sanki uluslararasi aranan bir suclu gibi hissettim kendimi. Ama bu arada daha biraz once suratima bakmayan adam gecerken bene gulumseyip duruyor. Epey sonra gorusme masasina cagrildim. Pasaportunda sorun olanlarin gorusmeye alindigi yer. Neler geciyor kafamdan ama...En kotu ihtimal diyorum, Ersoy gider, ben bir gece kalirim, nasil olsa anlarlar yanlislik yaptiklarini. Sonra sinirda nasil yatmistim diye anlatirim diyorum. Ya da en kotu ihtimal almazlar beni, artik Saigon'dan Tayland'a ucak bileti nasil bulurum diyorum.
Oturdum masaya. Ama bir de gariplik var. Butun polislerin, gorevlilerin tavri cok farkli. Hepsi gulumsuyor. Buralarda sinirlar hakkinda cok sey okudum ya, benden koparmak istedikleri parayi dusunup guluyorlar diyorum icimden. Karsimda bu sefer sivil, cok iyi Ingilizce konusan gencten bir adam. Ayni uc yildizli amca gibi kolunda altin Rolex, parmaginda koca bir pirlanta. Basliyor sormaya “Buraya ne icin geldiniz, ne kadar kalacaksiniz, vs. vs....” Diyorum turistim, en fazla iki-uc hafta kalacagim. Hatta “Bu gece burada kalmam gerekecek mi?” diye bile sordum. Adam saskin saskin bakti yuzume, “Yok hanimefendi, olurmu, birazdan hallolur” dedi. Allah allah, bana once uluslararasi suclu muamelesi, sonra “Hanimefendi”. Yani azicik garip bir durum. Fena korkmusum zaten, aglamama ramak kalmis...Derken pasaportumn fotokopisini uzatti, arkaya yazi dedi. “Ne yazayim?” derken acikladi. Meger benimki yesil pasaport oldugu icin normal turist vizesi degil, degisik bir vize almam gerekiyormus. Normallerin suresi bir, benimkinin uc aymis. Megerse yanlis vize verdikleri icin benim sorun cikarmamdan korkmuslar. O kalabalik omuzlu amcanin gelmesi, telefonlar hep o yuzdenmis. Yani adamlar aslinda ben sikayet edersem baslarinin belaya girmesinden korkmuslar. Tabii en cok korkan da damgayi onbes dakika sonra basan asik suratli adam, hem surat as, hem rusvet bekle, hem de yanlis vizeyi damgala.
Sonuc? Aynen soyle bir kagit yazdim, imzaladim:” Buraya turist olarak iki ya da uc hafta icin geldim. Ozel vizeye ihtiyacim yoktur ve talep de etmiyorum”.
Yani ben adamlardan korkarken, megerse onlar benden daha cok korkuyormus. Elli kere ozur dilediler benden. Ben de tesekkur edip, pasaportu kapip, ucarcasina gittim tekneye. Bir de milleti beklettim diye uzuluyorum. O da bosunaymis. Avrupali bir adamin pasaportunda delik oldugu icin benden yarim saat daha gec geldi.
Boylece merhaba Kambocya dedik..
Bu son tekne artik Capitol Tours'a ait. Anlasilan Sinh Cafe burada bu acentayla calisiyor. Bu hizli tekne galiba. Galiba diyorum cunku tahta degil ama gordugum en dokuk tekne. Sozumona birkac cami var, pleksiglas, cogu yerlerde. Tuvaletine bakmayi denemedim bile. Yol boyu uyukladik. Son duraktan Phnom Penh'e arabayla gitmek gerekiyor. Tikistik iki Hyundai minibuse, ciktik yola. Normalde bir saat surecek yol, insaatlar ve trafikle iki saatti buldu. Ersoy cok mutlu, Vietnam'da tapinak gorememisti, burada heryerde var. “Eve gelmis gibi oldum” diyor.
Minibus adet oldugu uzere Capitol'un hostellerinin onune cekti. Bu sefer Ersoy oturdu, ben yer aradim. Burada kalmak istemiyorum cunku daracik bir ana cadde, kalabaliktan nefes alinmiyor. Hemen iki blok kadar arkada baska biryer buldum, yerlestik, bir tuk tukla nehir kiyisinda biraz dolasip, donup uyuduk.
HOI AN-SAIGON
Hoi An'daki gunler aynen bir onceki yazimda yazdigim gibi gecti. Hava tam olarak hic duzelemedi, plaj duslei sonraya kaldi. Ama deniz olmayinca dedikleri kadar eglenceli bir yer degil burasi. Ufacik bir sehir, sadece eski sehrin merkezinde biraz hareket var. Gece ise gidecek birkac bar var ama tek hareketli olani Ingiliz dolu. Zaten buradaki en buyuk sorun tam yilbasi zamani gelmis olmamiz. Avrupa'dan Amerika'dan yilbasi tatilini gecirmeye gemis ailelerle kayniyor ortalik. Anlayacaginiz benim pek hosuma gidemedi burasi.
Yine de hos bir yilbasi gecirdik. Nehre karsi bir deniz urunleri restoraninda iyi bir yemek ve iyice sayilabilecek bir sise Vietnam sarabi. Az da olsa bazi buralilar ustune mumlar yaktiklari minik sallari nehre biraktilar, iyi bir yil gecirmek dilegiyle. Umarim hepimiz icin oyle olur.
Sehir merkezinde gezilebilecek yerler icin 75.000 dong'luk tek bilet almak lazim. 10-12 yer icinden alti tanesine giris icin kullaniliyor. Ben hemen hepsinin onunden gectim, iceri girmedim yine. Cunku en unlu yeri Japon Koprusu denen yer, ona da bilet gerekmiyor zaten. Neden bilete dahil edildigini bile anlamadim, herkes elini kolunu sallaya sallaya geciyor zaten.
Tamam, minik ama guzel bir kopru ama hikayesi ilginc. Zamaninda kral Japonlarin ticarette fazla iyiye gittiklerini gorunce, onlarin limanda satis yapmalarini, calismalarini yasaklamis ve hepsini bu kopruyle ana karaya baglanan adada yasamaya mahkum etmis. Aynen bir getto yani. Tek giris cikisi da bu kopruymus..Anladim tek kopru de, aradaki mesafe bes metre bile degil. Hani yuzmeden de ufacik bir sal ya da kayikla, hatta halatla bile gecilir. Neyse, krala sual olmaz.
Bu arada Hoi An bir terzi ve ayakkabici cenneti. Herhalde oraya gidip de hicbirsey almayan bir tek biz ikimiz olduk. Hatta bence kesinlikle oyle, bize ne aldiniz deyip de “Hicbirsey” dedigimiz herkes garip garip bakti bize. Ersoy zaten canta hafifletmek derdinde. benimki olmus 150 kilo, benim umrumda degil ama oradan memlekete giyecek tasiyacak kadar da degil. Gerektiginden fazla giysim var evde. Bir de boyle yerlerde gaza gelip alip, sonradan begenmemek de var. Giysi alisverisi hakkimi daha sonraya saklamaya karar verdim.
Buraya gelip kaldik da simdi de nasil ayrilacagiz derdi var. Nha Trang'a gidelim dedik, orada da hava kotu. Yoksa orada dalisa gitmeyi planliyordum. Eh, Saigon'a gidelim dedik sonunda. Otobusle yol 24, trenle 16 saat. Ve de fiyatlar 35-40 dolar civarlarinda. Ucmak en iyisi gibi geldi. Basladim aramaya. Vietnam havayollarinin sayfasinda cok ucuz biletler var ama internetten satmiyor. Bir de Pacific Airlines var ucuz ucan. biz karar verelim derken biletleri almaya gec kaldik. Bulabildigimiz en uygun bilet 58 dolar, ucus da sabahin sekiz bucugunda. Eh, gec kalan biziz, katlanmak lazim deyip aldik.
Sonunda 1 Ocak sabahi yola dusup, Saigon'a geldik. Taksimetreli bir taksi bulup otellerin bulundugu bolgeye geldik. Ben oturdum bir yere, aldim cantalari, Ersoy da otel aramaya gitti. Bu arada oturdugumuz yer megerse Lonely Planet'ta varmis, otururken adina bakmamistik. Fiyatlar ucmus. Buralarda LP'nin tavsiye ettigi yerlerden uzak durmak lazim. Reklamlari oldu ya, fiyatlarini 3'e katlamis amcamlar.
Ersoy geldi, guzel bir yer bulmus.(Otel-yol detaylarini daha ekleyemedim. Ayri linkte olacak, ona gore, burada aramayin) Tertemiz, daha girisinde ayakkabilarin cikarildigi bir mini-hotel. Tek sorun odanin dorduncu katta olmasi, ben de “Iyi antreman” deyip kandiriyorum kendimi her seferinde.
Saigon hakkinda hic guzel seyler okumamistim. Beni cok sasirtti. Kocaman caddeleri, guzelim binalariyla tam bir Avrupa baskenti havasinda. Tabii motorsikletleri saymazsaniz. Trafik belki Hanoi kadar kotu ama o genis caddelerde o kadar hissedilmiyor.
Bir de burada ilk defa Kentucky Fried Chicken gorduk. Bu tip zincirler ne Laos'ta ne de Vietnam'da yok. Buraya da nasil gelebilmis, anlamadik.
Aslinda surpriz olmamaliydi. Bizim icin Vietnam adi hep “savas” kelimesiyle birlikte anilir. Buradaki insanlar bunlari coktan gecmiste birakmis, en azindan cogu. Hatta savas bir turizm kaynagi olarak kullaniliyor olmus. War Remnants muzesinde savas fotograflari, iskenceler, kullanilan kimyasal silahlarin yillar sonra bile etkiledigi insanlarin fotograflari, ele gecen tanklar, ucaklar, kullanilan bomba tipleri, vs,vs...Sonra bir de ertesi gun turda gittigimiz tuneller, hepsi ayni hikaye. Bir taraftan savas ve yarattigi yikim anlatiliyor, bir taraftan “Amerikalilari nasil da yendik ama!”. Butun bunlar gosterilirken bir de ustune bunlardan para kazanma cabasi.
Bu aralar Vietnam savasiyla ilgili cok sey okudum. Belki hakkinda toplama kamplari kadar cok sey bilinmiyor ama bu savasin bir de devami var. Bu bolgede unlu Vietnam Savasi'ndan yillar sonra bile devam eden gizli savas zamani.
Ne diyeyim? Bunu da daha sonra yazacaklarim listesine ekleyeyim bari. Listem gitgide uzuyor, farkindayim ama iyice dateyini ogrenmeden baskalarina anlatmak benim tarzim degil. Hele ki bu kadar yildir ustune milyon kitap yazilmis, film yapilmis bir konu hakkinda...
Neyse, gorusuruz artikin.......
Yine de hos bir yilbasi gecirdik. Nehre karsi bir deniz urunleri restoraninda iyi bir yemek ve iyice sayilabilecek bir sise Vietnam sarabi. Az da olsa bazi buralilar ustune mumlar yaktiklari minik sallari nehre biraktilar, iyi bir yil gecirmek dilegiyle. Umarim hepimiz icin oyle olur.
Sehir merkezinde gezilebilecek yerler icin 75.000 dong'luk tek bilet almak lazim. 10-12 yer icinden alti tanesine giris icin kullaniliyor. Ben hemen hepsinin onunden gectim, iceri girmedim yine. Cunku en unlu yeri Japon Koprusu denen yer, ona da bilet gerekmiyor zaten. Neden bilete dahil edildigini bile anlamadim, herkes elini kolunu sallaya sallaya geciyor zaten.
Tamam, minik ama guzel bir kopru ama hikayesi ilginc. Zamaninda kral Japonlarin ticarette fazla iyiye gittiklerini gorunce, onlarin limanda satis yapmalarini, calismalarini yasaklamis ve hepsini bu kopruyle ana karaya baglanan adada yasamaya mahkum etmis. Aynen bir getto yani. Tek giris cikisi da bu kopruymus..Anladim tek kopru de, aradaki mesafe bes metre bile degil. Hani yuzmeden de ufacik bir sal ya da kayikla, hatta halatla bile gecilir. Neyse, krala sual olmaz.
Bu arada Hoi An bir terzi ve ayakkabici cenneti. Herhalde oraya gidip de hicbirsey almayan bir tek biz ikimiz olduk. Hatta bence kesinlikle oyle, bize ne aldiniz deyip de “Hicbirsey” dedigimiz herkes garip garip bakti bize. Ersoy zaten canta hafifletmek derdinde. benimki olmus 150 kilo, benim umrumda degil ama oradan memlekete giyecek tasiyacak kadar da degil. Gerektiginden fazla giysim var evde. Bir de boyle yerlerde gaza gelip alip, sonradan begenmemek de var. Giysi alisverisi hakkimi daha sonraya saklamaya karar verdim.
Buraya gelip kaldik da simdi de nasil ayrilacagiz derdi var. Nha Trang'a gidelim dedik, orada da hava kotu. Yoksa orada dalisa gitmeyi planliyordum. Eh, Saigon'a gidelim dedik sonunda. Otobusle yol 24, trenle 16 saat. Ve de fiyatlar 35-40 dolar civarlarinda. Ucmak en iyisi gibi geldi. Basladim aramaya. Vietnam havayollarinin sayfasinda cok ucuz biletler var ama internetten satmiyor. Bir de Pacific Airlines var ucuz ucan. biz karar verelim derken biletleri almaya gec kaldik. Bulabildigimiz en uygun bilet 58 dolar, ucus da sabahin sekiz bucugunda. Eh, gec kalan biziz, katlanmak lazim deyip aldik.
Sonunda 1 Ocak sabahi yola dusup, Saigon'a geldik. Taksimetreli bir taksi bulup otellerin bulundugu bolgeye geldik. Ben oturdum bir yere, aldim cantalari, Ersoy da otel aramaya gitti. Bu arada oturdugumuz yer megerse Lonely Planet'ta varmis, otururken adina bakmamistik. Fiyatlar ucmus. Buralarda LP'nin tavsiye ettigi yerlerden uzak durmak lazim. Reklamlari oldu ya, fiyatlarini 3'e katlamis amcamlar.
Ersoy geldi, guzel bir yer bulmus.(Otel-yol detaylarini daha ekleyemedim. Ayri linkte olacak, ona gore, burada aramayin) Tertemiz, daha girisinde ayakkabilarin cikarildigi bir mini-hotel. Tek sorun odanin dorduncu katta olmasi, ben de “Iyi antreman” deyip kandiriyorum kendimi her seferinde.
Saigon hakkinda hic guzel seyler okumamistim. Beni cok sasirtti. Kocaman caddeleri, guzelim binalariyla tam bir Avrupa baskenti havasinda. Tabii motorsikletleri saymazsaniz. Trafik belki Hanoi kadar kotu ama o genis caddelerde o kadar hissedilmiyor.
Bir de burada ilk defa Kentucky Fried Chicken gorduk. Bu tip zincirler ne Laos'ta ne de Vietnam'da yok. Buraya da nasil gelebilmis, anlamadik.
Aslinda surpriz olmamaliydi. Bizim icin Vietnam adi hep “savas” kelimesiyle birlikte anilir. Buradaki insanlar bunlari coktan gecmiste birakmis, en azindan cogu. Hatta savas bir turizm kaynagi olarak kullaniliyor olmus. War Remnants muzesinde savas fotograflari, iskenceler, kullanilan kimyasal silahlarin yillar sonra bile etkiledigi insanlarin fotograflari, ele gecen tanklar, ucaklar, kullanilan bomba tipleri, vs,vs...Sonra bir de ertesi gun turda gittigimiz tuneller, hepsi ayni hikaye. Bir taraftan savas ve yarattigi yikim anlatiliyor, bir taraftan “Amerikalilari nasil da yendik ama!”. Butun bunlar gosterilirken bir de ustune bunlardan para kazanma cabasi.
Bu aralar Vietnam savasiyla ilgili cok sey okudum. Belki hakkinda toplama kamplari kadar cok sey bilinmiyor ama bu savasin bir de devami var. Bu bolgede unlu Vietnam Savasi'ndan yillar sonra bile devam eden gizli savas zamani.
Ne diyeyim? Bunu da daha sonra yazacaklarim listesine ekleyeyim bari. Listem gitgide uzuyor, farkindayim ama iyice dateyini ogrenmeden baskalarina anlatmak benim tarzim degil. Hele ki bu kadar yildir ustune milyon kitap yazilmis, film yapilmis bir konu hakkinda...
Neyse, gorusuruz artikin.......
4 Ocak 2008 Cuma
SAIGON VE SONRASI
Selamlar yine!
Yine fena halde geride kaldim, farkindayim. Ama yilbasi ve Saigon hikayelerini daha sonra yazacagim. Neden? Cunku yine salakligim tuttu ve laptopun sarjini dun gece gittigimiz yerde unuttum. O yuzden Bangkok'a kadar pil ne kadar yeterse..Oradan yeni sarj aliriz diye dusunuyoruz. Tabii hala arada gececek bir Kambocya var. Su anda Can Tho'dayiz(galiba adini yanlis yazdim ama).Mekong deltasi yani. Yarin da buralardayiz ve obur gun nehirden Kambocya'ya Phnom Penh'e geciyoruz.
Bir suru seyler oluyor buralarda ama sarj bitmeden Ersoy da birseyler yazmak istiyor, o yuzden kaciyorum.
Herkese bol sarjli gunler dilerim.
Yine fena halde geride kaldim, farkindayim. Ama yilbasi ve Saigon hikayelerini daha sonra yazacagim. Neden? Cunku yine salakligim tuttu ve laptopun sarjini dun gece gittigimiz yerde unuttum. O yuzden Bangkok'a kadar pil ne kadar yeterse..Oradan yeni sarj aliriz diye dusunuyoruz. Tabii hala arada gececek bir Kambocya var. Su anda Can Tho'dayiz(galiba adini yanlis yazdim ama).Mekong deltasi yani. Yarin da buralardayiz ve obur gun nehirden Kambocya'ya Phnom Penh'e geciyoruz.
Bir suru seyler oluyor buralarda ama sarj bitmeden Ersoy da birseyler yazmak istiyor, o yuzden kaciyorum.
Herkese bol sarjli gunler dilerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)