Sayfalar

2 Mart 2008 Pazar

KHAO SAN

Geldik yine benim insanat bahceme. Buraya ingilizce -sakayla karisik- zoo diyorum da.
Khao San, Asya'nin sirtcantali baskenti , yapay cennet, kurtarilmis ulke, gercek dunyayla bizimki arasinda tampon bolge.
Burada zaman bile farkli akiyor sanki. Ama nedense bu sefer buraya gelmek o kadar hosuma gitti ki. Sanki evdeymis gibi rahat hissettim kendimi. Aylardir yasadigim “Su ulkede sunu yapma, burada bunu yapma” derdi bitti( Herne kadar boyle seyleri cok takmasam da). Canin ne istiyorsa yap, uyu, ic, muhabbet et, etme, gul, surat as, danset, hatta canin istiyorsa sokakta bikiniyle gez. Kimsenin umurunda degil. Tam benim yerim iste. Hayatta kisitlamalardan hic hoslanmadim. Belki o yuzden Brezilya'da o kadar rahat ettim. Bugun Murat'larin yazilarini okuyunca feci kiskandim, hemen oturup internetten kasim ayi icin Meksika'ya ucuz bilet aramaya basladim. Bu sefer maksat Meksika'dan asagi inip, Amazon'u bir de tersten gecip, Arjantin'e gelmek. Anlayacaginiz bir kere gecmek yetmedi, bu sefer Tabatinga'da biraz kalmak niyetim..Ersoy simdilik yorum yapmiyor ama, bakalim:))
Uctum , hayal kurmaya basladim yine. Ama her sefer boyle baslamadi mi?
Bu arada donunce bir anti-Lonely Planet forumu kurmaya karar verdim. Gereksiz, fazla yonlendirici ve de agir..Son zamanlarda da bakmiyorum bile, dedigim gibi gereksiz. Memlekete donunce elimdekilerin hepsini bagislamayi dusunuyorum, en azindan kutuphanede yer acilir.
Az kaldi, geliyoruz. Sali sabahi Turkiye'de olacagiz. Aslinda keyfimiz yerinde ama calismak lazim. Bir de ben yemek ozledim. Gelince bir Romali olmaya karar verdim. Sisene kadar yiyip, kusup, tekrar tekrar yiyecegim. Simdi anladim Romalilarin “Vomitorium”larini.
Bugun burada yine secimler vardi. Uc ay icinde benimbildigim uc ayri secim yapildi. O yuzden dun aksam altidan bugun geceyarisina kadar icki satisi yasak. Cok merak ediyordum Khao San'da nasil olacak bu is diye..Ickisiz olur bu adamlar..Ama dedigim gibi, satis yasak ama icmek degil. Zaten gercekten bira isteyen bulabiliyor. Buralilarla azicik muhabbet, ya da sokakta dogru yeri bulmak yetiyor. Biralar plastik kovalarda, gazetelere, torbalara sarili geliyor ama geliyor. Polis caddede devriye gezip duruyor ama icenlere dokunamiyor. Ne kadar moralleri bozuluyordur, dusunsenize..
Ama sokakta icecek satan bir anne-kizi enselemisler dun gece. Anneyi karakola goturmusler, kizi da hala bira satmaya calisiyor. Ceza 10.000 bahtmis, 350 lira civarinda. Zavallim “Simdi daha cok satmam lazim, yoksa annemi cikaramam” diye uzuluyordu.
Artik kalanini gelince anlatirim. Yarin ogleden sonra ucagimiz alkiyor, sali sabahi 5'te oradayiz.
Bakalim soguk nasil birseymis...
Hepinizi cok cok opuyorum..

1 Mart 2008 Cumartesi

SINGAPUR-YAPAY SEHIR

Singapur'un en cok Muhammet'ini, Mesture'sini ve de Talya'sini sevdim. Yani birkac ay once buraya tasinan arkadasim ve ailesi. Gelir gelmez bizi karsiladilar, hic de yalniz birakmadilar. Birlikte gezindik, akvaryuma gittik. Onlari gorunce ailemi gormus gibi oldum. Hele ki Mesture'nin bize yaptigi kuru fasulye- pilav, yaninda da en gerceginden yogurt ve tursu olunca..Bir de ustune cay..Midemin dolulugundan kipirdayamadigim icin yarim saatten fazla oturmak zorunda kaldim.
Singapur, seyyahlar arasinda yasaklariyla efsanelesmis bir sehir. O kadar cok yasak var ki gorunurde, ilk zaman insan nefes almaya bile biraz cekiniyor. Alistiktan sonra o kadar da yasak, daha dogrusu kontrol olmadigini farkettim. Ilk gunden sonra yesil isigi beklemeden bile karsidan karsiya gecebilmeye basladim, tabii benden once giden buralilarin arkasindan. Sokaklarda fosur fosur sigara ictim, izmaritini yere atmadan. Zaten yere cop atmak hic huyum degildir.
Bu efsaneler tisortlere bile konu olmus. Anlasilan Singapurlular artik bu yasaklara uymaktan cok, yasaklarin ununden para kazanmanin carelerine bakiyorlar.
Singapur minicik bir ulke, nufus da dort milyon civarinda. Sigmiyorlar tabii ki ulkeye. Villalar yok degil ama cogunluk dev bloklarda oturuyor, evlerin cogu da devlete ait zaten. Yeni bir ev almak isteyince, ciddi paralar odemek ve cogu zaman aylarca sira beklemek gerekiyor.
Disardan bakinca toz pembe bir goruntusu var Singapur'un. Ustteki piriltiyi kaziyinca bambaska gercekler cikiyor ortaya. Ulkenin kisi basi yillik geliri 35.000 dolar, her yer luks alisveris merkezleri ve markalarla dolu. Ustelik imitasyon da degiller, zaten bu konuda cok sert bir politikalari var. Ama bu aralar meclisinde kiyametler kopuyor,cunku en sonunda o yillik 35.000 dolari kazananlarin yarisindan cogunun ulke vatandasi bile olmadigi ortaya cikti. Burada calisan yabancilar kazaniyor. Bakanlar da soylenip duruyor, gencler disari kaciyor, baska ulkelerde yasamayi tercih ediyor diye. Burada hayat pahali, bir suru yasak var, daraltiyor gencleri. Gecen sene 38 bin bebek dogmus, oran gitgide dusuyor. Ve amcamlarin bir derdi de kime askerlik yaptiracaklari. Askerlik mecburi, iki yil. Ama gencler kacinca orduda da adam kalmamis, kara kara kendimizi nasil savunacagiz diye dusunuyorlar. Komsulari zaten Endonezya, Malezya. Malezya'yla da cok belli etmeseler de ufak capta kanli bicaklilar. Yani aslinda savas durumunda askeri acidan sanslari yok ama bu kadar buyuk sirket varken, zaten askere ihtiyaclari yok.
Ulke cok ama cok pahali. Malezya bile ufaktan pahali gelmisti ama burada bazi seylere gozunuzu kapamazsaniz, su bile icmeye korkarsiniz. Tek ucuz sey, taksiler. Hayatimda gordugum en duzgun taksiler ve taksiciler burada.
Ben buraya “Minik Londra” denmesini teklif edecegim...
Halk da ilginc. Bir Cin, bir Hint mahallesi de var normal olarak. Ve de surpriz surpriz, Cin mahallesi ne kadar bakimli, turistik, dukkanlarla dolu bir yerse, Hint mahallesi de tam tersi. Bizim kaldigimiz yer Hint mahallesinde oldugu icin eglendim aslinda. Bizim sirtcantali tayfasi bir sehrin dibine inmeyi iyi bilir, burada da hosteller ve ucuz oteller bu alana toplanmis. Biz de gecelerimizi burada bir bar-restoranda oturarak gecirdik cogunlukla. Bir cadde dusunun, cogu yikilmak uzere koloni donemi binalari. Bazisi tamir edilmis,sahibinin zevkine-ya da zevksizligine- gore boyanmis, bazisi da toptan terkedilmis. Hosteller, restoranlar, sircantali barlari, aralarinda da Hint gece klupleri, masaj salonlari. Ne olduklarini soylememe gerek yok sanirim.
Sokaktaki tipler de modern Singapur manzaralarindan cok uzak. Saronglu, geleneksel tipler, alisveristen donen aile babalari, hemen yanlarinda da pezevenkler. (Yok bu konuda deneyimim yok ama bir pezevenk gorunce de taniyayim artik, izin verin yani.)
Iste Singapur boyle bir yer. Her taraf agac ama beton bloklari anca kapatiyorlar. Gecen nehir, sehrin ilk kuruldugu yer, o kadar kirli ki ustunu betonla kapamislar cogu yerde. Hava kirliligi had safhada.
Bir de burada kimse kimseyi sevmiyor. Malaylar Cinlileri, onlar Hintlileri, musluman budisti, hindu muslumani. Herkes birbirinden sikayetci. Cogu zaman da haklilar ne yazik ki. Bu kadar farkli kokenlerden gelen bir suru insanin yasadigi bir yerin daha hosgorulu olmasini beklerdim dogrusu.
Bir de aklinizda bulunsun, gelirseniz buraya sigara ve sakiz disinda, palmiye yagi, motor yagi ve benzin de sokmak yasak. Zavallinin teki iki tane beser kiloluk palmiye yagiyla yakalandi da, gazetelerde haber oldu. Ustelik Malezya'da, burada bile degil. Anlasilan Malaylar sevgili yaglarini Singapurlularin ucuza almasini istemiyorlar.