Sayfalar

30 Ocak 2010 Cumartesi

CHINTSA

Yola o kadar erken çıkınca uyuyuvermişim arabada. Ancak Port Alfred'de mola verdiğimizde uyandım. Ve mola yerlerihakkında yeni birşey öğrendim: Bir mola yerinde antikacı dükkanı olabiliyormuş. Diğerleri klasik, benzinlik, market, tuvaletler..Ve bir antikacı!! Matt'le birlikte bir bakalım dedik. Kendisi İngilizdir ve dünya turunda, hemen hemen ilk günden beri karşılaşıyoruz. O istediği bir kitabı, ben de bir kız izci arması buldum. Benim armada sorun yok ama kitaba neredeyse kırk lira verdikten sonra tam zamanında ingilizce değil, Afrikaanca olduğunu farkettik. Bir düşünsenize sırf o kitabı okuyabilmek için dil öğrendiğini.
Tabii, burada sadece antikacı yok. Marketin önünde ananas satıyorlardı; ufacıklar ve kocamanlar. Kocaman derken, gerşekten kocaman ve sadece yetmiş kuruş. Hepimiz aldık birer tane. Chitsa'da kahvaltı işi çözüldü.
Tekrar yola çıktık, dağ tepe aşıp Chintsa'ya, Buccaneer's a geldik.
Burası hakkında gelmeden çok şey duymuştum. Her giden mutlaka git, gidenler ayrılamıyor diyordu. Ne diyeyim? Gerçekten harika bir yer ve öbürlerine göre çok ucuz. Dorm kişi başı 90, oda 220 rand. Odayı aldık, bir de baktık ki ayrı bir kulübede odamız. Üç oda var, banyo ve mutfak ortak kullanılıyor. Biz burada üç gece kaldık ama sadece son gece komşularımız oldu. Mutfağı, salonu ve de harika manzaramızı kimseyle paylaşmadık.
Bizim evden yüzme havuzu elli, göl kenarı yüz metre kadar. Oranın da hemen önü deniz. Kumsalda kocaman kum tepeleri, rüzgardan saklanıp güneşlenmek isteyenler oraya gidiyor. Deniz çok dalgalı ama o kadar güzel ki. Sahilde yürürken yosunlar bile resim gibi. Aynı su altındaki mercanların renkleri burada sahile vurmuş.
Sahili geçince köyün içinde süpermarket ve içki dükkanı da var. Yürüyerek onbeş dakika. Biz de oradan etlerimizi alıp, iki gece evde yaptık yemeğimizi. Et o kadar ucuz olunca. Aslında tam önde, terasımızda ızgaramız var, odunu bile hazır içinde ama sadece son gece vakit oldu, onda da rüzgardan yakmaya cesaret edemedik. Bu kadar güzel bir yeri bir mangal için yakmak istemem.
Burada denize in, tembellik yap derken zaman kolay geöiyor. Akşam da bara gidiyoruz, bira zaten iki lira. Muhabbet ederken zaman akıp gidiyor.
Burası bana Olympos'u hatırlattı. Bazen otururken kendimi orada sanıyorum. Bir ara sahipleriyle tanıştım, merak ettim sordum. Hiç duymamışlar. Web adresini verdim, bir bakın dedim. Bence görmeliler. Aynı Kadir'in yerinin eski hali gibi. (Yenisini bilmiyorum, yıllardır gitmedim. Yandıktan sonra tekrar yaptılar, umarım eskisi gibi olmuştur. Dünyada bir eşi yoktu)
Burada doğanın içindeyiz. Heryer ağaç, çiçek. Çok güzel kuşlar, böcekler var. Ve hatta maymunlar. Ersoy ön tarafa atladıklarını görmüş ama ben sadece sabah çatıda çıkardıkları gürültüleri duydum. Daha sonra da havuz başında rastlamış. O kadarı bana yeter zaten. Hindistan'dan sonra maymun görme meraklısı değilim.
Yani burası aynen dedikleri gibi: Adam sırt çantalılar için bir resort yaratmış. Ama gelen sadece biz değiliz. Buralı aileler de çoluk çocuk haftasonu için geliyorlar.
Buraya BAYILDIM!!!
Üç gece az bile ama yola devam etmek lazım. Buradan sonra Durban'a gidiyoruz ve araba sıklığı azaldığı için iyi ayarlamazsak hiç istemediğimiz bir yerde kendimizi iki gün takılmış bulabiliriz. O yüzden oturup hesapladık, başka bir yerde kalmadan dosdoğru Durban'a gidiyoruz. Orada ya bir, ya üç gece kalmamız lazım. Bir gece işimize yaramıyor çünkü ilaç gibi bazı çoookkk gerekli şeyleri almamız lazım..
Durban....

Hiç yorum yok: