Buradaki Avrupa etkisi hemen belli. Mimari, ana caddelerin genisligi, restoranlar...Turiste gerek yok, zaten epey bir yabanci yasiyor burada.
Bu arada da Kambocya'ya bu sene iki milyon turist geldigi iddia ediliyor. Ben bir bucuk diye okumustum ama...
Burada hostelde bir tuk tukcuyla 12 dolara anlastik. Sabah 9'da cikip unlu olum tarlalarina, Pol Pot doneminde hapishane olarak kullanilan okula, kraliyet sarayina ve son olarak da gol kenarina gittik. Olum tarlalari denilen yer eger burada neler oldugunu bilmiyorsaniz bosuna vakit harcayacaginiz bir yer.Kirlik bir alan, cevresi tarlalar, gol, icerde de bazi cukurlar ve giriste bir tapinak var, o kadar. Ama o cukurlarin toplu mezarlar, tapinagin icindekilerin de gercek insan kafataslari oldugunu bilince, bir de mezarlarin bazilarinin yaninda insan kemiklerini, dislerini gorunce icinde birseyler kipirdiyor insanin. Yine de buralilarin Japonlara gosterdigi tepkiyi anlayabiliyorum. Bazen o kadar yapay geliyor ki...Japon bir sirket buranin isletmesini almis, giris biletlerine odenen para onlara gidiyor. Halkin tepkisi de aslinda tamamen buraya giris alinmasina karsi. Ailelerinden, dostlarindan mutlaka birileri oldurulmus burada, birileri de gelmis giris icin para istiyor, ortalikta da para odeyip giren, kimisi gulecek, dalga gececek kadar igrenclesmis insanlar. Siz olsaniz kizmazmisiniz?
Ben zaten gecen seneden beri gicigim bu Japonlara. Peru'ya giden arkadaslar, hani o super pahali tren var ya Machu Pichu'ya cikan...Iste o tren de yine bir Japon sirketine ait. Kolonileri hep Ingilizler, Fransizlar kurmuyor. Modern dnyanin kolonistleri bu Japonlar.
Tuol Seng Muzesi-hapishane- de pek farkli degil. Hucreler, dikenli teller...Bazi koguslarda da fotograflar var. Onlar kotu iste..Daha once Terezin'de, Auschwitz'de de gormustum olumlerine gidecek insanlarin son fotograflarini. Bunlar da ayni derecede fena. Bakislari korku, dehset, inanmazlik dolu surusune fotograf. Cogunun kollari gozukmuyor fotograflarda cunku Pol Pot'un adamlarinin bir ozelligi de tutuklularin kollarini arkadan, hemen dirseklerin ustunden tellerle baglamalari. Egri bugru duruyor insanciklar resimlerde. Kollarinizi arkaya atip bir deneyin, nasil can yakar gorun. Bir de artik gozleri acik oldugu halde hic bakamayanlar, gozlerinde boslugu yakaladiginiz insanlar var, o daha da kotu. Ama hala en kotusu degil. En kotusu gulumseyenler. Daha kollari baglanmamis, baslarina ne geleceginden habersiz kimbilir ne icin cekildigini zannettikler fotograflar icin masumca, capkinca gulumseyen gencler.. Bunlardan iki duzinesi bile sag cikamadi bu hapishaneden.
Saygisiz turistlerden cok cektim, hem yabanci, hem de Turklerden. Burada da ayni sey olmus olacak ki, her yere “Gulmeyin” denen tabelalar koymuslar. Tabii, takmayan cok. Hatta adamin teki dalga bile geciyordu. Bizim bu konuda tek yorumumuz “Bu adam tam Pol Pot'luk, eline firsat gecse iskenceden zevk alirdi” oldu. Daha ne diyeyim? Sozun bittigi nokta denir ya, ordayim iste.
Saray nasildi diye bana degil, Ersoy'a sorun. Zaten yorulmusum, 25.000 ( 6,5 dolar) giris ucretini gorunce aninda kactim, eczaneye gittim. Kosede bir golge cafe ilisti gozume, tam soguk bir Angkor birasi icilecek yer. Seytana uydum yine. Zavalli sevgilim o sicakta fotograf cekerken, ben buz gibi birami yudumlarken azicik da olsa vicdanim rahatsiz olmadi ne yazik ki....
Arada yarin icin Siem Reap otobus biletini alip, gole devam ettik. Mekong Express biletleri 10 dolar olmus,burasi icin ucuk bir fiyat. Asgari ucret 55 dolar, hesaplayin yani. Umarim bu kadar paraya deger.
Gol kenari muhtesem. Ilk gun buraya gelmemekle cok buyuk hata yapmisim. Odalara bakmadim ama ucuz, 4-12 dolar arasi. Odalari birakin, istedigi kadar kotu olsun, yerler tam gol kiyisinda, hatta ustunde. Manzara, sakinlik yeter. Burada son gecemiz olmasa, bir gunluk parayi yakar, hemen cantalari toplayip buraya gelirdim. Cennet gibi...
Ama cennet bu kadar pis olmamali diyorum bir yandan da. Bu sehrin butun kanalizasyonu kanallara, oradan da bu gollere akiyor. Her yer bizim “Boklu Dere” lerle dolu yani. Yine de tarim var, ispanagimsi bir bitki yetistiriyorlar. Allahtan daha once bizim sofor anlatmisti da hala ispanak yiyebilirim burada belki...Bunlar sadece hayvanlar icinmis. Zaten buralarda hic inek gormedim, yedigim butun etlerin de sadece manda olmus olmasi icin dua ediyorum. Arada kimbilir neler yutturmuslardir bana et diye de...Gercek sut de yok gibi birsey zaten. Sutlu kahve ya da cay ismarlarken ozellikle “fresh milk” demezseniz, cok tatli, yogunlastirilmis sut geliyor kahvenin icinde. Benim gibi seker kullanmayanlar icin cok kotu. Olsun,ona da alistim, hatta buzlu kahveyle sevmeye bile basladim sayilir.
Burada ac kalmak neredeyse imkansiz. Ilk zamanlar fena halde noodle'a sardirmistim, sehriye inceliginde olanlardan, neredeyse lazanya boyutlarina kadar cok cesidini yedim. Ama her yerde daha Avrupali yemekler de var. Ama heryerde ayni seyi beklememek lazim. Spaghettide carbonara sosu cok severim. Bilmeyenlere: yumurta,peynir, krema ve bacon ile yapilir. Geldigimden beri kremasizini, hatta yumurtasi yaninda ayri olarak haslanmis olarak getirilenini bile yedim. Yani her yemek bir surpriz oluyor bu taraflarda. Peynir olaraksa genelde ya ucgen eritilmis olanlar geliyor ya da garip bir beyaz peynir. Inat ederseniz, supermarketlerde Gouda ya da Edam zor da olsa bulunuyor. Zeytin? Cok az yerde var, memlekete donene kadar unutun derim. Yogurt da ayni sekilde, sade deneni bile sekerli. Off, nasil da canim cekti simdi......Su anda yakininda yogurt olanlar canlari istemese de ne olur gidip beni icin yesinler bir kasik. Aci cekiyorum burada...
Simdi gelelim alisveris meselelerine...Buralarda (boyle derken su ana kadar gezdigimiz butun ulkeleri kastediyorum) alacak cok sey var. Insan kendini tutamiyor. Almayalim, tasiyamayiz derken Bangkok'ta birseyler birakma ihtimali olunca biz de ufaktan salmaya basladik. Hersey anahtarliklar ve DVD'lerle basladi ve devam ediyor. O yer tutmaz, bu hafif derken, benim canta yerinden kalkmiyor. Hatta ufaktan taslar da aldim. Ersoy'un bu konuda tek yorumu su “Hayatim, ne istiyorsan al, fiyati onemli degil, yeter ki hosuna gitsin ve agir olmasin”. Ne sansli kizim ama degil mi?
Burada tas almak cesaret ister, o kadar cok sahte var ki..Benim alabilme sebebim taslari oldukca iyi tanimam. Kuyumcu arkadaslarim ve bana tek tek taslari ogretirken harcadiklari saatler sagolsun. Ozellikle de Kapalicarsi'daki cok sevgili dostum.
Yine de kendi ufak tefek hilelerim yok degil. Olcum aletlerini kendi pirlanta kesimli zirkonumla deniyorum. Tabii bu arada alet saticinin eline degmemeli bile. Yine de hala kaziklaniyorsam hakediyorum demektir. Afferin derim adamlara..
Bu arada harcadigim para da Istanbul'da bir gece disarda harcadigimdan az :))))))
Birkac gundur konusup duruyoruz, Kambocya'da sahile gitsek mi diye. Sonunda vazgectik. Bir sahile daha gidip gunes olmazsa aglarim artik. Nasilsa yakinda guneye inecegiz ve hala dunya kadar zaman var. Beklerim....
Istikamet Siem Reap yani Angkor Wat.......
Uzakdogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzakdogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Ocak 2008 Perşembe
SAIGON
Ben bu sehri gercekten cok sevdim ama ufaktan yol almak lazim. Burada cok guzel insanlarla tanistim, ne tesaduf ki ikisi Hirvat cikti. Benim gibi sigara icen, peynir, yogurt ve zeytin ozleyen tipler. Hani bize memlekette yabancidirlar ya, buralarda Hirvat gorunce komsu gormus gibi oluyor insan. Tek sorun, muhabbetin bir yerden sonra yemeklere sarmasi ve toplu halde fena halde acikmamiz. Tabii, biz yogurdun faydalarindan bahsederken, bir suru insan da garip garip bize bakti. Ne anlar yabanci yogurttan?
Burada tek sorun saticilar. Fena halde bikmaya basladim ama yine de “Hayir, tesekkurler” derken gulumsemekten kendini alamiyor insan. Cogu kadin ya da genc kiz, unlu kitaplarin ya da rehber kitaplarin korsan baskilarini satiyorlar. Ellerinde kule gibi 20-30 kitap. Uzuluyorsun ama benim icin de tasimak kolay degil sonucta. Cantam olmus milyon kilo, tek mudum guneye gitmeden Bangkok'ta birakacak yer bulmak. Bir iki hafta once Katar Havayollarinin sayfasindan klubune uye olduk, boylece 20 yerine 30 kilo tasima hakkimiz var ama bu kadar agirligi, kot pantolonu falan bir ay yanimda bosuna tasimak istemiyorum. Bulacagim artik bir yolunu.
Bu aralar Istanbul 0 dereceymis ve nem de %100. Kolay gelsin demekten baska birsey gelmiyor elimden. Buralar epey sicak da :))
Saigon'da zaman guzel gecti. Ufaktan satici cocuklara da alismaya basladim. Bu cocuklar aslinda insani epey sikabiliyorlar ama gulumseyerek hayir deyince, hatta ufaktan muhabbet de edince hoslarina bile gidiyor. Birsey almadiginiz zaman kizmiyorlar, ofkelenmiyorlar. Hoi An'daki plajda da saticilar buna benziyordu. Lafa genelde “Nerelisin?” diye sorarak baslayip, biraz konusup, sonra satmaya calisiyorlardi. Fazla pazarlik da yapmiyorlardi, aslinda yapamiyorlardi bence. Sadece “Fiyatin fazla oldugunu biliyorm ama satmam lazim” diyorlardi. Anlasilan burada da ufak capta bir mafya olusmus, normalin bes fiyatina satmaya zorluyorlar zavallilari..
Disardan bu ulkeler cogumuza ayni geliyor. Hatta cekik gozlu olduklarinda insanlari birbirinden ayirmiyoruz bile, ayni onlarin bizleri ayiramadigi gibi. Bu dogru, biz birbirimize farkli gelebiliriz ama onlar icin aramizda pek fark yok. Ustelik dikkatli bakinca inanclari hakkinda bile epey sey ogrenmek mumkun.
Saigon'da dolasmak cok kolay. Yurumek rahat, diger bircok yerin aksine burada kaldirimlar motorsiklet dolu degil-en azindan cogu yerde. Hatta bazi ana caddelerde motorlar icin ayri bir serit ayrilmis. Taksiler bol ve rahat, soforler bir yolcu biner binmez camlari kapatip, klimayi aciyorlar. Biz hic pazarlik falan etmedik, hepsi hic sorunsuz taksimetreyi acti, ustelik yolu uzatmaya falan da calismadilar. Sadece havaalanindan bizi getiren taksici “Mutlu Yillar” diyerek bahsis istemisti.
Bu bahsis isi de bir garip buralarda. Basta Laos olmak uzere cogu yerde alisik degiller. Ama birakinca da seviniyorlar. Biz de az cok biraka biraka geziniyoruz.
Buradan Kambocya'ya tekneyle gecmeye karar verdik. Hazir giderken bari Mekong deltasinda bir tur yapip, oyle gidelim dedik. Zaten turu Phnom Penh'te bitiren programlar var. Araya taraya en sonunda su unlu Sinh Cafe Travel ile yapalim dedik, o kadar sahtesini gordukten sonra gercekten varoldugunu gormek komik geldi. Almisken de 2 gece-3 gun suren turu aldik. Iyi ki de yapmisiz. Yararini daha sonra gorduk.
Tur oldukca guzel gecti ama gunes bize Vietnam'da yuzunu gostermemeye kararli olunca, epey gri gunler yasadik. Sadece son sabah gorebildik yuzunu. Bir kalktik, gunes var, sansimiz dondu sonunda.
Olur mu? Daha once yazmistim ya, bebek laptopumun sarjini unuttum diye. Saigon'da son aksam Ersoy yatmaya erken gidince ben epey oturmustum. O arada orada calisan kizlara Ingilizce calistirayim derken unutmusum.Taa turun ilk gununun aksami aklim basima geldi. Bulurduk, bulamazdik, yok Bangkok'u bekleyelim, yok yenisini alalim deyip, hangisini almak lazim diye babacigimi ararken, hadi dedik, bir rehberimize soralim, belki o yardim eder dedik. Biz Turkiye'de herkesin olmadik mallarini olmadik yerlerden buldurup getirttiyoruz ya, belki burada da yapilir diye dusunduk. Otelde bizim rehberi bulamadik, obur grubun rehberi geldi. Zar zor derdimizi anlattik ( rehber falan, ingilizceleri cogunun felaket). Bir suru yerle konustu, geldi “OK, don't afraid” dedi. Hadi bakalim dedik. Sonucta unuttugum yer otelin yaninda bir cafe, acentada veya otelde unutmadim aleti. Ama ikinci gun oglende tekrar otobus degistirdigimizde yeni gelen rehber sarji getirdi. Icim nasil rahatladi anlatamam. Bu aletcigimin en sevdigim yani bana internet cafelerde oturma zorunlulugu olmadan yazma ve bazen de internete girme ozgurlugu vermesi. Pilim olmadan bunu yapamam ki....
Bu arada sozumona yabancilarin tur yaptigi bir acentanin arabasindayiz ama cogunluk burali gibi. Vietnamca konusup, sokak saticilarindan aldiklarini afiyetle yiyorlar. Yol boyu birkac kere konustuk, nereli olduklarini sordugumda bir aile Avustralya, bir cift de Amerika dedi. Yok ya! Ingilizceleri kotu, tipleri belli, dili konusuyorlar catir catir, hala Vietnam'li degiliz diyorlar. Boyle iste, zamaninda kacmis aileler ya da cocuklari bunlar. Kafamda bir soru isareti kaldi...Madem israrla burali degiliz diyorsunuz, o zaman neden geliyorsunuz, neden cok ozledik diyerek yemeklerini yiyorsunuz? Garip isler, boyle gidiyor iste.
Son gun oglene kadar yine tur yapip bir suru kanoyla dolastiktan sonra bizi sinira goturecek buyuk tekneye bindik. Kambocya vizesi sinirdan alinabiliyor, 20 dolar. Teknede acentanin bir gorevlisi bize formlari doldurttu, resimleri, pasaportlari aldi, bir yerde de karaya cikip bir motora atladi, kayboldu. Tabii ki karadan daha hizli gidiliyor, bu da tamamen sinirda vakit kaybetmemek ve ufaktan para kazanmak icin. Cunku 20 yerine 22'ser dolar odedik. Onemli degil, kuyrukta beklememeye deger.
Sinirda karaya cikip, pasaportlari alip, tekne degistirdikten kisa bir sure sonra tekrar durduk. Tamam, vizeler yapistirilmis ama giris damgasi vurdurmak lazim. Asil sorunu da orada yasadik zaten.
Kuyruga girdik, sira bana geldi. Verdim pasaportu, formu, gorevli inceleyip duruyor. Ilk sayfa ayrilmis gibi,”Neden oldu?” diyor bana. Nereden bileyim, bu pasaportla butun Guney Amerika'yi gezdim, ustune de bir suru yere gittim. Bazi yerlerde caarrrtt diye aciyorlar, bizim super kalite pasaportlar dayanmiyor iste. Adam fena takti, formdaki harfleri, sayilari duzeltiyor, yaparken de nasil somurtuyor, anlatamam. Sonradan farkettim, adam rusvet alabilmek icin yapiyor bunu, ama biz pasaportta sorun olmadigini biliyoruz ya, rahat rahat bekliyoruz, eninde sonunda basacak damgayi. Onbes dakika sonra basti damgalari, verdi pasaportu. Ersoy'da sira. Tam icim rahatladi giderken Ersoy seslendi, adam beni geri cagiriyor. “Eyvah” dedim icimden. Aldi yine pasaportu, bir Ersoy'unkine, bir benimkine bakiyor.
Evet, buyuk sirrimi acikliyorum. Benim bir yesil pasaportum var. Laos'tan Vietnam'a ucarken de Lao Havayollari bana inanmayip, ta Hanoi ile gorusmuslerdi. Bu sefer durum daha ciddi. Adam cagirdi birilerini, yaklasik yarim saat benim pasaportun fotokopileri cekildi, telefonlar edildi. En sonunda omzunda uc yildiz olan bir adam bile geldi, ciddi bir yuz, azarlayip duruyor digerlerini. Hicbir yere gidemiyorum, Ersoy'a tekneye git bari, bensiz gitmesinler dedim. Gunes altinda yaktim sigarayi bekliyorum. Bir suru insan bana bakiyor, sanki uluslararasi aranan bir suclu gibi hissettim kendimi. Ama bu arada daha biraz once suratima bakmayan adam gecerken bene gulumseyip duruyor. Epey sonra gorusme masasina cagrildim. Pasaportunda sorun olanlarin gorusmeye alindigi yer. Neler geciyor kafamdan ama...En kotu ihtimal diyorum, Ersoy gider, ben bir gece kalirim, nasil olsa anlarlar yanlislik yaptiklarini. Sonra sinirda nasil yatmistim diye anlatirim diyorum. Ya da en kotu ihtimal almazlar beni, artik Saigon'dan Tayland'a ucak bileti nasil bulurum diyorum.
Oturdum masaya. Ama bir de gariplik var. Butun polislerin, gorevlilerin tavri cok farkli. Hepsi gulumsuyor. Buralarda sinirlar hakkinda cok sey okudum ya, benden koparmak istedikleri parayi dusunup guluyorlar diyorum icimden. Karsimda bu sefer sivil, cok iyi Ingilizce konusan gencten bir adam. Ayni uc yildizli amca gibi kolunda altin Rolex, parmaginda koca bir pirlanta. Basliyor sormaya “Buraya ne icin geldiniz, ne kadar kalacaksiniz, vs. vs....” Diyorum turistim, en fazla iki-uc hafta kalacagim. Hatta “Bu gece burada kalmam gerekecek mi?” diye bile sordum. Adam saskin saskin bakti yuzume, “Yok hanimefendi, olurmu, birazdan hallolur” dedi. Allah allah, bana once uluslararasi suclu muamelesi, sonra “Hanimefendi”. Yani azicik garip bir durum. Fena korkmusum zaten, aglamama ramak kalmis...Derken pasaportumn fotokopisini uzatti, arkaya yazi dedi. “Ne yazayim?” derken acikladi. Meger benimki yesil pasaport oldugu icin normal turist vizesi degil, degisik bir vize almam gerekiyormus. Normallerin suresi bir, benimkinin uc aymis. Megerse yanlis vize verdikleri icin benim sorun cikarmamdan korkmuslar. O kalabalik omuzlu amcanin gelmesi, telefonlar hep o yuzdenmis. Yani adamlar aslinda ben sikayet edersem baslarinin belaya girmesinden korkmuslar. Tabii en cok korkan da damgayi onbes dakika sonra basan asik suratli adam, hem surat as, hem rusvet bekle, hem de yanlis vizeyi damgala.
Sonuc? Aynen soyle bir kagit yazdim, imzaladim:” Buraya turist olarak iki ya da uc hafta icin geldim. Ozel vizeye ihtiyacim yoktur ve talep de etmiyorum”.
Yani ben adamlardan korkarken, megerse onlar benden daha cok korkuyormus. Elli kere ozur dilediler benden. Ben de tesekkur edip, pasaportu kapip, ucarcasina gittim tekneye. Bir de milleti beklettim diye uzuluyorum. O da bosunaymis. Avrupali bir adamin pasaportunda delik oldugu icin benden yarim saat daha gec geldi.
Boylece merhaba Kambocya dedik..
Bu son tekne artik Capitol Tours'a ait. Anlasilan Sinh Cafe burada bu acentayla calisiyor. Bu hizli tekne galiba. Galiba diyorum cunku tahta degil ama gordugum en dokuk tekne. Sozumona birkac cami var, pleksiglas, cogu yerlerde. Tuvaletine bakmayi denemedim bile. Yol boyu uyukladik. Son duraktan Phnom Penh'e arabayla gitmek gerekiyor. Tikistik iki Hyundai minibuse, ciktik yola. Normalde bir saat surecek yol, insaatlar ve trafikle iki saatti buldu. Ersoy cok mutlu, Vietnam'da tapinak gorememisti, burada heryerde var. “Eve gelmis gibi oldum” diyor.
Minibus adet oldugu uzere Capitol'un hostellerinin onune cekti. Bu sefer Ersoy oturdu, ben yer aradim. Burada kalmak istemiyorum cunku daracik bir ana cadde, kalabaliktan nefes alinmiyor. Hemen iki blok kadar arkada baska biryer buldum, yerlestik, bir tuk tukla nehir kiyisinda biraz dolasip, donup uyuduk.
Burada tek sorun saticilar. Fena halde bikmaya basladim ama yine de “Hayir, tesekkurler” derken gulumsemekten kendini alamiyor insan. Cogu kadin ya da genc kiz, unlu kitaplarin ya da rehber kitaplarin korsan baskilarini satiyorlar. Ellerinde kule gibi 20-30 kitap. Uzuluyorsun ama benim icin de tasimak kolay degil sonucta. Cantam olmus milyon kilo, tek mudum guneye gitmeden Bangkok'ta birakacak yer bulmak. Bir iki hafta once Katar Havayollarinin sayfasindan klubune uye olduk, boylece 20 yerine 30 kilo tasima hakkimiz var ama bu kadar agirligi, kot pantolonu falan bir ay yanimda bosuna tasimak istemiyorum. Bulacagim artik bir yolunu.
Bu aralar Istanbul 0 dereceymis ve nem de %100. Kolay gelsin demekten baska birsey gelmiyor elimden. Buralar epey sicak da :))
Saigon'da zaman guzel gecti. Ufaktan satici cocuklara da alismaya basladim. Bu cocuklar aslinda insani epey sikabiliyorlar ama gulumseyerek hayir deyince, hatta ufaktan muhabbet de edince hoslarina bile gidiyor. Birsey almadiginiz zaman kizmiyorlar, ofkelenmiyorlar. Hoi An'daki plajda da saticilar buna benziyordu. Lafa genelde “Nerelisin?” diye sorarak baslayip, biraz konusup, sonra satmaya calisiyorlardi. Fazla pazarlik da yapmiyorlardi, aslinda yapamiyorlardi bence. Sadece “Fiyatin fazla oldugunu biliyorm ama satmam lazim” diyorlardi. Anlasilan burada da ufak capta bir mafya olusmus, normalin bes fiyatina satmaya zorluyorlar zavallilari..
Disardan bu ulkeler cogumuza ayni geliyor. Hatta cekik gozlu olduklarinda insanlari birbirinden ayirmiyoruz bile, ayni onlarin bizleri ayiramadigi gibi. Bu dogru, biz birbirimize farkli gelebiliriz ama onlar icin aramizda pek fark yok. Ustelik dikkatli bakinca inanclari hakkinda bile epey sey ogrenmek mumkun.
Saigon'da dolasmak cok kolay. Yurumek rahat, diger bircok yerin aksine burada kaldirimlar motorsiklet dolu degil-en azindan cogu yerde. Hatta bazi ana caddelerde motorlar icin ayri bir serit ayrilmis. Taksiler bol ve rahat, soforler bir yolcu biner binmez camlari kapatip, klimayi aciyorlar. Biz hic pazarlik falan etmedik, hepsi hic sorunsuz taksimetreyi acti, ustelik yolu uzatmaya falan da calismadilar. Sadece havaalanindan bizi getiren taksici “Mutlu Yillar” diyerek bahsis istemisti.
Bu bahsis isi de bir garip buralarda. Basta Laos olmak uzere cogu yerde alisik degiller. Ama birakinca da seviniyorlar. Biz de az cok biraka biraka geziniyoruz.
Buradan Kambocya'ya tekneyle gecmeye karar verdik. Hazir giderken bari Mekong deltasinda bir tur yapip, oyle gidelim dedik. Zaten turu Phnom Penh'te bitiren programlar var. Araya taraya en sonunda su unlu Sinh Cafe Travel ile yapalim dedik, o kadar sahtesini gordukten sonra gercekten varoldugunu gormek komik geldi. Almisken de 2 gece-3 gun suren turu aldik. Iyi ki de yapmisiz. Yararini daha sonra gorduk.
Tur oldukca guzel gecti ama gunes bize Vietnam'da yuzunu gostermemeye kararli olunca, epey gri gunler yasadik. Sadece son sabah gorebildik yuzunu. Bir kalktik, gunes var, sansimiz dondu sonunda.
Olur mu? Daha once yazmistim ya, bebek laptopumun sarjini unuttum diye. Saigon'da son aksam Ersoy yatmaya erken gidince ben epey oturmustum. O arada orada calisan kizlara Ingilizce calistirayim derken unutmusum.Taa turun ilk gununun aksami aklim basima geldi. Bulurduk, bulamazdik, yok Bangkok'u bekleyelim, yok yenisini alalim deyip, hangisini almak lazim diye babacigimi ararken, hadi dedik, bir rehberimize soralim, belki o yardim eder dedik. Biz Turkiye'de herkesin olmadik mallarini olmadik yerlerden buldurup getirttiyoruz ya, belki burada da yapilir diye dusunduk. Otelde bizim rehberi bulamadik, obur grubun rehberi geldi. Zar zor derdimizi anlattik ( rehber falan, ingilizceleri cogunun felaket). Bir suru yerle konustu, geldi “OK, don't afraid” dedi. Hadi bakalim dedik. Sonucta unuttugum yer otelin yaninda bir cafe, acentada veya otelde unutmadim aleti. Ama ikinci gun oglende tekrar otobus degistirdigimizde yeni gelen rehber sarji getirdi. Icim nasil rahatladi anlatamam. Bu aletcigimin en sevdigim yani bana internet cafelerde oturma zorunlulugu olmadan yazma ve bazen de internete girme ozgurlugu vermesi. Pilim olmadan bunu yapamam ki....
Bu arada sozumona yabancilarin tur yaptigi bir acentanin arabasindayiz ama cogunluk burali gibi. Vietnamca konusup, sokak saticilarindan aldiklarini afiyetle yiyorlar. Yol boyu birkac kere konustuk, nereli olduklarini sordugumda bir aile Avustralya, bir cift de Amerika dedi. Yok ya! Ingilizceleri kotu, tipleri belli, dili konusuyorlar catir catir, hala Vietnam'li degiliz diyorlar. Boyle iste, zamaninda kacmis aileler ya da cocuklari bunlar. Kafamda bir soru isareti kaldi...Madem israrla burali degiliz diyorsunuz, o zaman neden geliyorsunuz, neden cok ozledik diyerek yemeklerini yiyorsunuz? Garip isler, boyle gidiyor iste.
Son gun oglene kadar yine tur yapip bir suru kanoyla dolastiktan sonra bizi sinira goturecek buyuk tekneye bindik. Kambocya vizesi sinirdan alinabiliyor, 20 dolar. Teknede acentanin bir gorevlisi bize formlari doldurttu, resimleri, pasaportlari aldi, bir yerde de karaya cikip bir motora atladi, kayboldu. Tabii ki karadan daha hizli gidiliyor, bu da tamamen sinirda vakit kaybetmemek ve ufaktan para kazanmak icin. Cunku 20 yerine 22'ser dolar odedik. Onemli degil, kuyrukta beklememeye deger.
Sinirda karaya cikip, pasaportlari alip, tekne degistirdikten kisa bir sure sonra tekrar durduk. Tamam, vizeler yapistirilmis ama giris damgasi vurdurmak lazim. Asil sorunu da orada yasadik zaten.
Kuyruga girdik, sira bana geldi. Verdim pasaportu, formu, gorevli inceleyip duruyor. Ilk sayfa ayrilmis gibi,”Neden oldu?” diyor bana. Nereden bileyim, bu pasaportla butun Guney Amerika'yi gezdim, ustune de bir suru yere gittim. Bazi yerlerde caarrrtt diye aciyorlar, bizim super kalite pasaportlar dayanmiyor iste. Adam fena takti, formdaki harfleri, sayilari duzeltiyor, yaparken de nasil somurtuyor, anlatamam. Sonradan farkettim, adam rusvet alabilmek icin yapiyor bunu, ama biz pasaportta sorun olmadigini biliyoruz ya, rahat rahat bekliyoruz, eninde sonunda basacak damgayi. Onbes dakika sonra basti damgalari, verdi pasaportu. Ersoy'da sira. Tam icim rahatladi giderken Ersoy seslendi, adam beni geri cagiriyor. “Eyvah” dedim icimden. Aldi yine pasaportu, bir Ersoy'unkine, bir benimkine bakiyor.
Evet, buyuk sirrimi acikliyorum. Benim bir yesil pasaportum var. Laos'tan Vietnam'a ucarken de Lao Havayollari bana inanmayip, ta Hanoi ile gorusmuslerdi. Bu sefer durum daha ciddi. Adam cagirdi birilerini, yaklasik yarim saat benim pasaportun fotokopileri cekildi, telefonlar edildi. En sonunda omzunda uc yildiz olan bir adam bile geldi, ciddi bir yuz, azarlayip duruyor digerlerini. Hicbir yere gidemiyorum, Ersoy'a tekneye git bari, bensiz gitmesinler dedim. Gunes altinda yaktim sigarayi bekliyorum. Bir suru insan bana bakiyor, sanki uluslararasi aranan bir suclu gibi hissettim kendimi. Ama bu arada daha biraz once suratima bakmayan adam gecerken bene gulumseyip duruyor. Epey sonra gorusme masasina cagrildim. Pasaportunda sorun olanlarin gorusmeye alindigi yer. Neler geciyor kafamdan ama...En kotu ihtimal diyorum, Ersoy gider, ben bir gece kalirim, nasil olsa anlarlar yanlislik yaptiklarini. Sonra sinirda nasil yatmistim diye anlatirim diyorum. Ya da en kotu ihtimal almazlar beni, artik Saigon'dan Tayland'a ucak bileti nasil bulurum diyorum.
Oturdum masaya. Ama bir de gariplik var. Butun polislerin, gorevlilerin tavri cok farkli. Hepsi gulumsuyor. Buralarda sinirlar hakkinda cok sey okudum ya, benden koparmak istedikleri parayi dusunup guluyorlar diyorum icimden. Karsimda bu sefer sivil, cok iyi Ingilizce konusan gencten bir adam. Ayni uc yildizli amca gibi kolunda altin Rolex, parmaginda koca bir pirlanta. Basliyor sormaya “Buraya ne icin geldiniz, ne kadar kalacaksiniz, vs. vs....” Diyorum turistim, en fazla iki-uc hafta kalacagim. Hatta “Bu gece burada kalmam gerekecek mi?” diye bile sordum. Adam saskin saskin bakti yuzume, “Yok hanimefendi, olurmu, birazdan hallolur” dedi. Allah allah, bana once uluslararasi suclu muamelesi, sonra “Hanimefendi”. Yani azicik garip bir durum. Fena korkmusum zaten, aglamama ramak kalmis...Derken pasaportumn fotokopisini uzatti, arkaya yazi dedi. “Ne yazayim?” derken acikladi. Meger benimki yesil pasaport oldugu icin normal turist vizesi degil, degisik bir vize almam gerekiyormus. Normallerin suresi bir, benimkinin uc aymis. Megerse yanlis vize verdikleri icin benim sorun cikarmamdan korkmuslar. O kalabalik omuzlu amcanin gelmesi, telefonlar hep o yuzdenmis. Yani adamlar aslinda ben sikayet edersem baslarinin belaya girmesinden korkmuslar. Tabii en cok korkan da damgayi onbes dakika sonra basan asik suratli adam, hem surat as, hem rusvet bekle, hem de yanlis vizeyi damgala.
Sonuc? Aynen soyle bir kagit yazdim, imzaladim:” Buraya turist olarak iki ya da uc hafta icin geldim. Ozel vizeye ihtiyacim yoktur ve talep de etmiyorum”.
Yani ben adamlardan korkarken, megerse onlar benden daha cok korkuyormus. Elli kere ozur dilediler benden. Ben de tesekkur edip, pasaportu kapip, ucarcasina gittim tekneye. Bir de milleti beklettim diye uzuluyorum. O da bosunaymis. Avrupali bir adamin pasaportunda delik oldugu icin benden yarim saat daha gec geldi.
Boylece merhaba Kambocya dedik..
Bu son tekne artik Capitol Tours'a ait. Anlasilan Sinh Cafe burada bu acentayla calisiyor. Bu hizli tekne galiba. Galiba diyorum cunku tahta degil ama gordugum en dokuk tekne. Sozumona birkac cami var, pleksiglas, cogu yerlerde. Tuvaletine bakmayi denemedim bile. Yol boyu uyukladik. Son duraktan Phnom Penh'e arabayla gitmek gerekiyor. Tikistik iki Hyundai minibuse, ciktik yola. Normalde bir saat surecek yol, insaatlar ve trafikle iki saatti buldu. Ersoy cok mutlu, Vietnam'da tapinak gorememisti, burada heryerde var. “Eve gelmis gibi oldum” diyor.
Minibus adet oldugu uzere Capitol'un hostellerinin onune cekti. Bu sefer Ersoy oturdu, ben yer aradim. Burada kalmak istemiyorum cunku daracik bir ana cadde, kalabaliktan nefes alinmiyor. Hemen iki blok kadar arkada baska biryer buldum, yerlestik, bir tuk tukla nehir kiyisinda biraz dolasip, donup uyuduk.
28 Kasım 2007 Çarşamba
YOLA ÇIKMAYA 1 GÜN KALA
Aslında tam olarak 25 saat sonra uçağım kalkıyor . Gidiş 29 Kasım, dönüş 4 Mart. Bu sefer gezmeyi 1 ay kısaltmak zorunda kaldık . Malum , uçak biletleri parayla , onu da kazanmak için çalışmak lazım .
Başta benim niyetim biraz da Orta Amerika'da dolanmaktı ama Ersoy aklıma Uzak Doğu gibi bir fikir soktu . Önceleri nazlandım ama sonradan benim de aklıma yattı . Hindistan-Nepal ve Kore'ye gitmiştim ama araları da görmeli deyip başladım araştırmaya . İşin doğrusu değişik , hoş yerler ama bana biraz heyecan lazım . Gideceğimiz yerleri okudukça Güney Amerika'ya göre ne kadar sakin olduklarını gördüm . Sıkılırmıyım diye hala da endişeliyim ama ne yapayım , kendi maceramı kendim yaratırım ben de .
Bu sefer birçok açıdan benim için farklı . İlk olarak yalnız gitmiyorum . Oysa ki yalnız gezmeye pek bir alışığım . İki kişi olmak konusunda hala çekincelerim var ama daha eğlenceli olacağını düşünüyorum . Zorlukları da mutlaka olacak ama hepsiyle başa çıkarız evelallah..
Bu sefer sigorta bile yaptırdık . Şimdiye kadar hiç seyahat sigortam olmamıştı , zaten ihtiyacım da olmamıştı . Umarım şimdi yaptırdık diye başımıza birşey gelmez . Ne kadar işe yarar bilemiyorum , zaten parayı verince yaptırmak da 2 dakika . Bankaya falan bile gitmeye gerek yok , tam bana göre , tembel işi .
Bir de bu sefer uçak biletinde en ucuza kaçmadık . En en ucuz bilet Türkmenistan Havayolları'nda . Ama Qatar Havayolları da fena değil . Üstelik uçuşları ayarlayınca stopover alıp , bir gece Doha'da kalmak mümkün . Transfer , otel vs.. havayolları karşılıyor . Bakalım dedik , orası nasılmış...Hoş , çok sıkıcı olduğu hakkında duyumlar aldım . Olsun , bir de arada petrol zengini Arap ülkesi görmüş oluruz . Benim tek endişem kaldığımız otelde bira olmaması . Orada bir bira içmeyi becermem lazım , tabi tutuklanmadan . Bakalım..
Bu arada bilet Bangkok-İstanbul gidiş dönüş 546 euroya geldi .
Bugün itibarıyla eşya toplama operasyonu tamamlandı gibi . Tek sırt çantası gidiyoruz çünkü ben ikinciyi oradan almak niyetindeyim . Çanta hala aynı çanta . Nerelere gitti diye düşünüyorum da bazen , çok sağlam çıktı . Sağolsun dayıcım , zamanında buralarda adamakıllı çanta yokken Amerika'lardan getirmişti . Dünyayı gezdi , kamplara , dağlara gitti , hala sağlam.Artık aramızda ciddi duygusal bir bağ oluştu . Canım çantam benim..
Bu sefer bir başka değişiklik de sevgili balığımın benimle gelmiyor olması . Fotoğrafını yayınlayacağım , kendisine pek bir bağlıyımdır . Ama bu kadar gezmek ona yeter , zaten sırt çantasında canı sıkılıyor . Evi beklesin bu kış dedim .
Hadi bakalım , açıldım anlaşılan . Artık bol bol yazarım herkese .
Öptüüüüümmmmmm.........
NOT: Baksanıza , herşeyi yazıp , nereye gittiğimizi yazmayı unutmuşum . Başlangıç Bangkok , oradan Vietnam , Kamboçya , Laos falan , hani yol nereye giderse...
Başta benim niyetim biraz da Orta Amerika'da dolanmaktı ama Ersoy aklıma Uzak Doğu gibi bir fikir soktu . Önceleri nazlandım ama sonradan benim de aklıma yattı . Hindistan-Nepal ve Kore'ye gitmiştim ama araları da görmeli deyip başladım araştırmaya . İşin doğrusu değişik , hoş yerler ama bana biraz heyecan lazım . Gideceğimiz yerleri okudukça Güney Amerika'ya göre ne kadar sakin olduklarını gördüm . Sıkılırmıyım diye hala da endişeliyim ama ne yapayım , kendi maceramı kendim yaratırım ben de .
Bu sefer birçok açıdan benim için farklı . İlk olarak yalnız gitmiyorum . Oysa ki yalnız gezmeye pek bir alışığım . İki kişi olmak konusunda hala çekincelerim var ama daha eğlenceli olacağını düşünüyorum . Zorlukları da mutlaka olacak ama hepsiyle başa çıkarız evelallah..
Bu sefer sigorta bile yaptırdık . Şimdiye kadar hiç seyahat sigortam olmamıştı , zaten ihtiyacım da olmamıştı . Umarım şimdi yaptırdık diye başımıza birşey gelmez . Ne kadar işe yarar bilemiyorum , zaten parayı verince yaptırmak da 2 dakika . Bankaya falan bile gitmeye gerek yok , tam bana göre , tembel işi .
Bir de bu sefer uçak biletinde en ucuza kaçmadık . En en ucuz bilet Türkmenistan Havayolları'nda . Ama Qatar Havayolları da fena değil . Üstelik uçuşları ayarlayınca stopover alıp , bir gece Doha'da kalmak mümkün . Transfer , otel vs.. havayolları karşılıyor . Bakalım dedik , orası nasılmış...Hoş , çok sıkıcı olduğu hakkında duyumlar aldım . Olsun , bir de arada petrol zengini Arap ülkesi görmüş oluruz . Benim tek endişem kaldığımız otelde bira olmaması . Orada bir bira içmeyi becermem lazım , tabi tutuklanmadan . Bakalım..
Bu arada bilet Bangkok-İstanbul gidiş dönüş 546 euroya geldi .
Bugün itibarıyla eşya toplama operasyonu tamamlandı gibi . Tek sırt çantası gidiyoruz çünkü ben ikinciyi oradan almak niyetindeyim . Çanta hala aynı çanta . Nerelere gitti diye düşünüyorum da bazen , çok sağlam çıktı . Sağolsun dayıcım , zamanında buralarda adamakıllı çanta yokken Amerika'lardan getirmişti . Dünyayı gezdi , kamplara , dağlara gitti , hala sağlam.Artık aramızda ciddi duygusal bir bağ oluştu . Canım çantam benim..
Bu sefer bir başka değişiklik de sevgili balığımın benimle gelmiyor olması . Fotoğrafını yayınlayacağım , kendisine pek bir bağlıyımdır . Ama bu kadar gezmek ona yeter , zaten sırt çantasında canı sıkılıyor . Evi beklesin bu kış dedim .
Hadi bakalım , açıldım anlaşılan . Artık bol bol yazarım herkese .
Öptüüüüümmmmmm.........
NOT: Baksanıza , herşeyi yazıp , nereye gittiğimizi yazmayı unutmuşum . Başlangıç Bangkok , oradan Vietnam , Kamboçya , Laos falan , hani yol nereye giderse...
28 Eylül 2007 Cuma
BU SENENİN ROTASI BELLİ OLDU
En sonunda...Ersoy'la ( Bilmeyenlere , kendisi sevgilim olur) bu kışı dünyamızın güzide köşelerinden Tayland , Vietnam , Kamboçya,Burma gibi yerlerinde geçirmeye karar verdik . Yola kasım ortası çıkıp , mart başında döneceğiz . Bende heyecan had safhada . Zaten görmek istediğim yerler ama bu sefer sevgilimle gideceğim için yerimde zor duruyorum . Heyecan , macera bir tarafa , biraz da romantizm lazım şu hayatta . Ben nasılsa bir macera bulup çıkarırım bir yerlerden .
Turlar hala devam ediyor . Bu seneye ben 'Never Ending Season' diyorum zaten , asla bitmeyecek . Bir bakacağız nisan gelmiş , biz rehber tayfası hala çalışıyor olacağız gibi geliyor . Yok yok , iş olsun olmasın biz kaçıyoruz . Çalışmak iyi,güzel ama yaşamayı bilmezsen paranın ne anlamı var ki ?
Nerede olduğuma gelince : Yine Kapadokya . Grup tam 41 kişi. Kalabalığa rağmen çok keyifli bir tur oldu . Çoğu genç , parasız insanlar ama yüzleri nasıl da gülüyor . Her yaptığımızdan keyif almayı biliyorlar en azından . Bir de burada daha mart ayında benimle tura gelen Emilio ile karşılaştım . Adam bizim memleketi o kadar sevmiş ki , daha yıl dolmadan tekrar bizim acentayla tura gelmiş . İnsanın gururunu okşuyor böyle şeyler .
Bir de bu ara İspanya kraliçesi Sofia buralarda . Ersoy bugün müzede görmüş , ben de dedim akşam Mevlana gecesinde görürüm . Bir geldik ki gerçekten kraliçe orada . Benim gruba büyük sürpriz oldu . Hani monarşiyi sevmeseler de , kraliçeyle aynı yerde bulunup , aynı gösteriyi izlemek başka birşey .
Hayat ? Hala çok güzel.......
Keşke herkes benim kadar mutlu olabilse diyorum ve de yatmaya gidiyorum.
Sabah deparım 6'da da...
Bonne nuit................
Turlar hala devam ediyor . Bu seneye ben 'Never Ending Season' diyorum zaten , asla bitmeyecek . Bir bakacağız nisan gelmiş , biz rehber tayfası hala çalışıyor olacağız gibi geliyor . Yok yok , iş olsun olmasın biz kaçıyoruz . Çalışmak iyi,güzel ama yaşamayı bilmezsen paranın ne anlamı var ki ?
Nerede olduğuma gelince : Yine Kapadokya . Grup tam 41 kişi. Kalabalığa rağmen çok keyifli bir tur oldu . Çoğu genç , parasız insanlar ama yüzleri nasıl da gülüyor . Her yaptığımızdan keyif almayı biliyorlar en azından . Bir de burada daha mart ayında benimle tura gelen Emilio ile karşılaştım . Adam bizim memleketi o kadar sevmiş ki , daha yıl dolmadan tekrar bizim acentayla tura gelmiş . İnsanın gururunu okşuyor böyle şeyler .
Bir de bu ara İspanya kraliçesi Sofia buralarda . Ersoy bugün müzede görmüş , ben de dedim akşam Mevlana gecesinde görürüm . Bir geldik ki gerçekten kraliçe orada . Benim gruba büyük sürpriz oldu . Hani monarşiyi sevmeseler de , kraliçeyle aynı yerde bulunup , aynı gösteriyi izlemek başka birşey .
Hayat ? Hala çok güzel.......
Keşke herkes benim kadar mutlu olabilse diyorum ve de yatmaya gidiyorum.
Sabah deparım 6'da da...
Bonne nuit................
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)