Sayfalar

Vietnam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vietnam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2008 Perşembe

SAIGON

Ben bu sehri gercekten cok sevdim ama ufaktan yol almak lazim. Burada cok guzel insanlarla tanistim, ne tesaduf ki ikisi Hirvat cikti. Benim gibi sigara icen, peynir, yogurt ve zeytin ozleyen tipler. Hani bize memlekette yabancidirlar ya, buralarda Hirvat gorunce komsu gormus gibi oluyor insan. Tek sorun, muhabbetin bir yerden sonra yemeklere sarmasi ve toplu halde fena halde acikmamiz. Tabii, biz yogurdun faydalarindan bahsederken, bir suru insan da garip garip bize bakti. Ne anlar yabanci yogurttan?
Burada tek sorun saticilar. Fena halde bikmaya basladim ama yine de “Hayir, tesekkurler” derken gulumsemekten kendini alamiyor insan. Cogu kadin ya da genc kiz, unlu kitaplarin ya da rehber kitaplarin korsan baskilarini satiyorlar. Ellerinde kule gibi 20-30 kitap. Uzuluyorsun ama benim icin de tasimak kolay degil sonucta. Cantam olmus milyon kilo, tek mudum guneye gitmeden Bangkok'ta birakacak yer bulmak. Bir iki hafta once Katar Havayollarinin sayfasindan klubune uye olduk, boylece 20 yerine 30 kilo tasima hakkimiz var ama bu kadar agirligi, kot pantolonu falan bir ay yanimda bosuna tasimak istemiyorum. Bulacagim artik bir yolunu.
Bu aralar Istanbul 0 dereceymis ve nem de %100. Kolay gelsin demekten baska birsey gelmiyor elimden. Buralar epey sicak da :))
Saigon'da zaman guzel gecti. Ufaktan satici cocuklara da alismaya basladim. Bu cocuklar aslinda insani epey sikabiliyorlar ama gulumseyerek hayir deyince, hatta ufaktan muhabbet de edince hoslarina bile gidiyor. Birsey almadiginiz zaman kizmiyorlar, ofkelenmiyorlar. Hoi An'daki plajda da saticilar buna benziyordu. Lafa genelde “Nerelisin?” diye sorarak baslayip, biraz konusup, sonra satmaya calisiyorlardi. Fazla pazarlik da yapmiyorlardi, aslinda yapamiyorlardi bence. Sadece “Fiyatin fazla oldugunu biliyorm ama satmam lazim” diyorlardi. Anlasilan burada da ufak capta bir mafya olusmus, normalin bes fiyatina satmaya zorluyorlar zavallilari..
Disardan bu ulkeler cogumuza ayni geliyor. Hatta cekik gozlu olduklarinda insanlari birbirinden ayirmiyoruz bile, ayni onlarin bizleri ayiramadigi gibi. Bu dogru, biz birbirimize farkli gelebiliriz ama onlar icin aramizda pek fark yok. Ustelik dikkatli bakinca inanclari hakkinda bile epey sey ogrenmek mumkun.
Saigon'da dolasmak cok kolay. Yurumek rahat, diger bircok yerin aksine burada kaldirimlar motorsiklet dolu degil-en azindan cogu yerde. Hatta bazi ana caddelerde motorlar icin ayri bir serit ayrilmis. Taksiler bol ve rahat, soforler bir yolcu biner binmez camlari kapatip, klimayi aciyorlar. Biz hic pazarlik falan etmedik, hepsi hic sorunsuz taksimetreyi acti, ustelik yolu uzatmaya falan da calismadilar. Sadece havaalanindan bizi getiren taksici “Mutlu Yillar” diyerek bahsis istemisti.
Bu bahsis isi de bir garip buralarda. Basta Laos olmak uzere cogu yerde alisik degiller. Ama birakinca da seviniyorlar. Biz de az cok biraka biraka geziniyoruz.
Buradan Kambocya'ya tekneyle gecmeye karar verdik. Hazir giderken bari Mekong deltasinda bir tur yapip, oyle gidelim dedik. Zaten turu Phnom Penh'te bitiren programlar var. Araya taraya en sonunda su unlu Sinh Cafe Travel ile yapalim dedik, o kadar sahtesini gordukten sonra gercekten varoldugunu gormek komik geldi. Almisken de 2 gece-3 gun suren turu aldik. Iyi ki de yapmisiz. Yararini daha sonra gorduk.
Tur oldukca guzel gecti ama gunes bize Vietnam'da yuzunu gostermemeye kararli olunca, epey gri gunler yasadik. Sadece son sabah gorebildik yuzunu. Bir kalktik, gunes var, sansimiz dondu sonunda.
Olur mu? Daha once yazmistim ya, bebek laptopumun sarjini unuttum diye. Saigon'da son aksam Ersoy yatmaya erken gidince ben epey oturmustum. O arada orada calisan kizlara Ingilizce calistirayim derken unutmusum.Taa turun ilk gununun aksami aklim basima geldi. Bulurduk, bulamazdik, yok Bangkok'u bekleyelim, yok yenisini alalim deyip, hangisini almak lazim diye babacigimi ararken, hadi dedik, bir rehberimize soralim, belki o yardim eder dedik. Biz Turkiye'de herkesin olmadik mallarini olmadik yerlerden buldurup getirttiyoruz ya, belki burada da yapilir diye dusunduk. Otelde bizim rehberi bulamadik, obur grubun rehberi geldi. Zar zor derdimizi anlattik ( rehber falan, ingilizceleri cogunun felaket). Bir suru yerle konustu, geldi “OK, don't afraid” dedi. Hadi bakalim dedik. Sonucta unuttugum yer otelin yaninda bir cafe, acentada veya otelde unutmadim aleti. Ama ikinci gun oglende tekrar otobus degistirdigimizde yeni gelen rehber sarji getirdi. Icim nasil rahatladi anlatamam. Bu aletcigimin en sevdigim yani bana internet cafelerde oturma zorunlulugu olmadan yazma ve bazen de internete girme ozgurlugu vermesi. Pilim olmadan bunu yapamam ki....
Bu arada sozumona yabancilarin tur yaptigi bir acentanin arabasindayiz ama cogunluk burali gibi. Vietnamca konusup, sokak saticilarindan aldiklarini afiyetle yiyorlar. Yol boyu birkac kere konustuk, nereli olduklarini sordugumda bir aile Avustralya, bir cift de Amerika dedi. Yok ya! Ingilizceleri kotu, tipleri belli, dili konusuyorlar catir catir, hala Vietnam'li degiliz diyorlar. Boyle iste, zamaninda kacmis aileler ya da cocuklari bunlar. Kafamda bir soru isareti kaldi...Madem israrla burali degiliz diyorsunuz, o zaman neden geliyorsunuz, neden cok ozledik diyerek yemeklerini yiyorsunuz? Garip isler, boyle gidiyor iste.
Son gun oglene kadar yine tur yapip bir suru kanoyla dolastiktan sonra bizi sinira goturecek buyuk tekneye bindik. Kambocya vizesi sinirdan alinabiliyor, 20 dolar. Teknede acentanin bir gorevlisi bize formlari doldurttu, resimleri, pasaportlari aldi, bir yerde de karaya cikip bir motora atladi, kayboldu. Tabii ki karadan daha hizli gidiliyor, bu da tamamen sinirda vakit kaybetmemek ve ufaktan para kazanmak icin. Cunku 20 yerine 22'ser dolar odedik. Onemli degil, kuyrukta beklememeye deger.
Sinirda karaya cikip, pasaportlari alip, tekne degistirdikten kisa bir sure sonra tekrar durduk. Tamam, vizeler yapistirilmis ama giris damgasi vurdurmak lazim. Asil sorunu da orada yasadik zaten.
Kuyruga girdik, sira bana geldi. Verdim pasaportu, formu, gorevli inceleyip duruyor. Ilk sayfa ayrilmis gibi,”Neden oldu?” diyor bana. Nereden bileyim, bu pasaportla butun Guney Amerika'yi gezdim, ustune de bir suru yere gittim. Bazi yerlerde caarrrtt diye aciyorlar, bizim super kalite pasaportlar dayanmiyor iste. Adam fena takti, formdaki harfleri, sayilari duzeltiyor, yaparken de nasil somurtuyor, anlatamam. Sonradan farkettim, adam rusvet alabilmek icin yapiyor bunu, ama biz pasaportta sorun olmadigini biliyoruz ya, rahat rahat bekliyoruz, eninde sonunda basacak damgayi. Onbes dakika sonra basti damgalari, verdi pasaportu. Ersoy'da sira. Tam icim rahatladi giderken Ersoy seslendi, adam beni geri cagiriyor. “Eyvah” dedim icimden. Aldi yine pasaportu, bir Ersoy'unkine, bir benimkine bakiyor.
Evet, buyuk sirrimi acikliyorum. Benim bir yesil pasaportum var. Laos'tan Vietnam'a ucarken de Lao Havayollari bana inanmayip, ta Hanoi ile gorusmuslerdi. Bu sefer durum daha ciddi. Adam cagirdi birilerini, yaklasik yarim saat benim pasaportun fotokopileri cekildi, telefonlar edildi. En sonunda omzunda uc yildiz olan bir adam bile geldi, ciddi bir yuz, azarlayip duruyor digerlerini. Hicbir yere gidemiyorum, Ersoy'a tekneye git bari, bensiz gitmesinler dedim. Gunes altinda yaktim sigarayi bekliyorum. Bir suru insan bana bakiyor, sanki uluslararasi aranan bir suclu gibi hissettim kendimi. Ama bu arada daha biraz once suratima bakmayan adam gecerken bene gulumseyip duruyor. Epey sonra gorusme masasina cagrildim. Pasaportunda sorun olanlarin gorusmeye alindigi yer. Neler geciyor kafamdan ama...En kotu ihtimal diyorum, Ersoy gider, ben bir gece kalirim, nasil olsa anlarlar yanlislik yaptiklarini. Sonra sinirda nasil yatmistim diye anlatirim diyorum. Ya da en kotu ihtimal almazlar beni, artik Saigon'dan Tayland'a ucak bileti nasil bulurum diyorum.
Oturdum masaya. Ama bir de gariplik var. Butun polislerin, gorevlilerin tavri cok farkli. Hepsi gulumsuyor. Buralarda sinirlar hakkinda cok sey okudum ya, benden koparmak istedikleri parayi dusunup guluyorlar diyorum icimden. Karsimda bu sefer sivil, cok iyi Ingilizce konusan gencten bir adam. Ayni uc yildizli amca gibi kolunda altin Rolex, parmaginda koca bir pirlanta. Basliyor sormaya “Buraya ne icin geldiniz, ne kadar kalacaksiniz, vs. vs....” Diyorum turistim, en fazla iki-uc hafta kalacagim. Hatta “Bu gece burada kalmam gerekecek mi?” diye bile sordum. Adam saskin saskin bakti yuzume, “Yok hanimefendi, olurmu, birazdan hallolur” dedi. Allah allah, bana once uluslararasi suclu muamelesi, sonra “Hanimefendi”. Yani azicik garip bir durum. Fena korkmusum zaten, aglamama ramak kalmis...Derken pasaportumn fotokopisini uzatti, arkaya yazi dedi. “Ne yazayim?” derken acikladi. Meger benimki yesil pasaport oldugu icin normal turist vizesi degil, degisik bir vize almam gerekiyormus. Normallerin suresi bir, benimkinin uc aymis. Megerse yanlis vize verdikleri icin benim sorun cikarmamdan korkmuslar. O kalabalik omuzlu amcanin gelmesi, telefonlar hep o yuzdenmis. Yani adamlar aslinda ben sikayet edersem baslarinin belaya girmesinden korkmuslar. Tabii en cok korkan da damgayi onbes dakika sonra basan asik suratli adam, hem surat as, hem rusvet bekle, hem de yanlis vizeyi damgala.
Sonuc? Aynen soyle bir kagit yazdim, imzaladim:” Buraya turist olarak iki ya da uc hafta icin geldim. Ozel vizeye ihtiyacim yoktur ve talep de etmiyorum”.
Yani ben adamlardan korkarken, megerse onlar benden daha cok korkuyormus. Elli kere ozur dilediler benden. Ben de tesekkur edip, pasaportu kapip, ucarcasina gittim tekneye. Bir de milleti beklettim diye uzuluyorum. O da bosunaymis. Avrupali bir adamin pasaportunda delik oldugu icin benden yarim saat daha gec geldi.
Boylece merhaba Kambocya dedik..
Bu son tekne artik Capitol Tours'a ait. Anlasilan Sinh Cafe burada bu acentayla calisiyor. Bu hizli tekne galiba. Galiba diyorum cunku tahta degil ama gordugum en dokuk tekne. Sozumona birkac cami var, pleksiglas, cogu yerlerde. Tuvaletine bakmayi denemedim bile. Yol boyu uyukladik. Son duraktan Phnom Penh'e arabayla gitmek gerekiyor. Tikistik iki Hyundai minibuse, ciktik yola. Normalde bir saat surecek yol, insaatlar ve trafikle iki saatti buldu. Ersoy cok mutlu, Vietnam'da tapinak gorememisti, burada heryerde var. “Eve gelmis gibi oldum” diyor.
Minibus adet oldugu uzere Capitol'un hostellerinin onune cekti. Bu sefer Ersoy oturdu, ben yer aradim. Burada kalmak istemiyorum cunku daracik bir ana cadde, kalabaliktan nefes alinmiyor. Hemen iki blok kadar arkada baska biryer buldum, yerlestik, bir tuk tukla nehir kiyisinda biraz dolasip, donup uyuduk.

HOI AN-SAIGON

Hoi An'daki gunler aynen bir onceki yazimda yazdigim gibi gecti. Hava tam olarak hic duzelemedi, plaj duslei sonraya kaldi. Ama deniz olmayinca dedikleri kadar eglenceli bir yer degil burasi. Ufacik bir sehir, sadece eski sehrin merkezinde biraz hareket var. Gece ise gidecek birkac bar var ama tek hareketli olani Ingiliz dolu. Zaten buradaki en buyuk sorun tam yilbasi zamani gelmis olmamiz. Avrupa'dan Amerika'dan yilbasi tatilini gecirmeye gemis ailelerle kayniyor ortalik. Anlayacaginiz benim pek hosuma gidemedi burasi.
Yine de hos bir yilbasi gecirdik. Nehre karsi bir deniz urunleri restoraninda iyi bir yemek ve iyice sayilabilecek bir sise Vietnam sarabi. Az da olsa bazi buralilar ustune mumlar yaktiklari minik sallari nehre biraktilar, iyi bir yil gecirmek dilegiyle. Umarim hepimiz icin oyle olur.
Sehir merkezinde gezilebilecek yerler icin 75.000 dong'luk tek bilet almak lazim. 10-12 yer icinden alti tanesine giris icin kullaniliyor. Ben hemen hepsinin onunden gectim, iceri girmedim yine. Cunku en unlu yeri Japon Koprusu denen yer, ona da bilet gerekmiyor zaten. Neden bilete dahil edildigini bile anlamadim, herkes elini kolunu sallaya sallaya geciyor zaten.
Tamam, minik ama guzel bir kopru ama hikayesi ilginc. Zamaninda kral Japonlarin ticarette fazla iyiye gittiklerini gorunce, onlarin limanda satis yapmalarini, calismalarini yasaklamis ve hepsini bu kopruyle ana karaya baglanan adada yasamaya mahkum etmis. Aynen bir getto yani. Tek giris cikisi da bu kopruymus..Anladim tek kopru de, aradaki mesafe bes metre bile degil. Hani yuzmeden de ufacik bir sal ya da kayikla, hatta halatla bile gecilir. Neyse, krala sual olmaz.
Bu arada Hoi An bir terzi ve ayakkabici cenneti. Herhalde oraya gidip de hicbirsey almayan bir tek biz ikimiz olduk. Hatta bence kesinlikle oyle, bize ne aldiniz deyip de “Hicbirsey” dedigimiz herkes garip garip bakti bize. Ersoy zaten canta hafifletmek derdinde. benimki olmus 150 kilo, benim umrumda degil ama oradan memlekete giyecek tasiyacak kadar da degil. Gerektiginden fazla giysim var evde. Bir de boyle yerlerde gaza gelip alip, sonradan begenmemek de var. Giysi alisverisi hakkimi daha sonraya saklamaya karar verdim.
Buraya gelip kaldik da simdi de nasil ayrilacagiz derdi var. Nha Trang'a gidelim dedik, orada da hava kotu. Yoksa orada dalisa gitmeyi planliyordum. Eh, Saigon'a gidelim dedik sonunda. Otobusle yol 24, trenle 16 saat. Ve de fiyatlar 35-40 dolar civarlarinda. Ucmak en iyisi gibi geldi. Basladim aramaya. Vietnam havayollarinin sayfasinda cok ucuz biletler var ama internetten satmiyor. Bir de Pacific Airlines var ucuz ucan. biz karar verelim derken biletleri almaya gec kaldik. Bulabildigimiz en uygun bilet 58 dolar, ucus da sabahin sekiz bucugunda. Eh, gec kalan biziz, katlanmak lazim deyip aldik.
Sonunda 1 Ocak sabahi yola dusup, Saigon'a geldik. Taksimetreli bir taksi bulup otellerin bulundugu bolgeye geldik. Ben oturdum bir yere, aldim cantalari, Ersoy da otel aramaya gitti. Bu arada oturdugumuz yer megerse Lonely Planet'ta varmis, otururken adina bakmamistik. Fiyatlar ucmus. Buralarda LP'nin tavsiye ettigi yerlerden uzak durmak lazim. Reklamlari oldu ya, fiyatlarini 3'e katlamis amcamlar.
Ersoy geldi, guzel bir yer bulmus.(Otel-yol detaylarini daha ekleyemedim. Ayri linkte olacak, ona gore, burada aramayin) Tertemiz, daha girisinde ayakkabilarin cikarildigi bir mini-hotel. Tek sorun odanin dorduncu katta olmasi, ben de “Iyi antreman” deyip kandiriyorum kendimi her seferinde.
Saigon hakkinda hic guzel seyler okumamistim. Beni cok sasirtti. Kocaman caddeleri, guzelim binalariyla tam bir Avrupa baskenti havasinda. Tabii motorsikletleri saymazsaniz. Trafik belki Hanoi kadar kotu ama o genis caddelerde o kadar hissedilmiyor.
Bir de burada ilk defa Kentucky Fried Chicken gorduk. Bu tip zincirler ne Laos'ta ne de Vietnam'da yok. Buraya da nasil gelebilmis, anlamadik.
Aslinda surpriz olmamaliydi. Bizim icin Vietnam adi hep “savas” kelimesiyle birlikte anilir. Buradaki insanlar bunlari coktan gecmiste birakmis, en azindan cogu. Hatta savas bir turizm kaynagi olarak kullaniliyor olmus. War Remnants muzesinde savas fotograflari, iskenceler, kullanilan kimyasal silahlarin yillar sonra bile etkiledigi insanlarin fotograflari, ele gecen tanklar, ucaklar, kullanilan bomba tipleri, vs,vs...Sonra bir de ertesi gun turda gittigimiz tuneller, hepsi ayni hikaye. Bir taraftan savas ve yarattigi yikim anlatiliyor, bir taraftan “Amerikalilari nasil da yendik ama!”. Butun bunlar gosterilirken bir de ustune bunlardan para kazanma cabasi.
Bu aralar Vietnam savasiyla ilgili cok sey okudum. Belki hakkinda toplama kamplari kadar cok sey bilinmiyor ama bu savasin bir de devami var. Bu bolgede unlu Vietnam Savasi'ndan yillar sonra bile devam eden gizli savas zamani.
Ne diyeyim? Bunu da daha sonra yazacaklarim listesine ekleyeyim bari. Listem gitgide uzuyor, farkindayim ama iyice dateyini ogrenmeden baskalarina anlatmak benim tarzim degil. Hele ki bu kadar yildir ustune milyon kitap yazilmis, film yapilmis bir konu hakkinda...
Neyse, gorusuruz artikin.......

4 Ocak 2008 Cuma

SAIGON VE SONRASI

Selamlar yine!
Yine fena halde geride kaldim, farkindayim. Ama yilbasi ve Saigon hikayelerini daha sonra yazacagim. Neden? Cunku yine salakligim tuttu ve laptopun sarjini dun gece gittigimiz yerde unuttum. O yuzden Bangkok'a kadar pil ne kadar yeterse..Oradan yeni sarj aliriz diye dusunuyoruz. Tabii hala arada gececek bir Kambocya var. Su anda Can Tho'dayiz(galiba adini yanlis yazdim ama).Mekong deltasi yani. Yarin da buralardayiz ve obur gun nehirden Kambocya'ya Phnom Penh'e geciyoruz.
Bir suru seyler oluyor buralarda ama sarj bitmeden Ersoy da birseyler yazmak istiyor, o yuzden kaciyorum.
Herkese bol sarjli gunler dilerim.

30 Aralık 2007 Pazar

HOI AN

Yavas yavas guneye iniyoruz artik. Hava durumu pek ic acici degil, hep bulutlu gosteriyor ama en azindan usumek yok. Hanoi'de ozellikle son gece cok usumustuk. Ah canim polarim benim. Zaten Ersoy'da otobuste unuttu, ikimizin de birer Laos sweat shirt'u oldu, hernekadar polarin yerini tutmasa da, ise yariyor.
Bu sene bu kadar bombalardan, harekatlardan sonra tur olursa, bunlari giyecegim...Hi hi hi..
Ispanyollar bayiliyor ya buralara.
Neyse, bize 7:30 dendigi icin sabahin korunde dikilip, toparlanip,indik asagi. Kahvaltimizi ettik, basladik beklemeye. Saat 8:15 oldu, kimse yok. Resepsiyona soruyoruz, geliyor diyor. Dunden sonra artik kuskulanmaya basladim, bizi unutmuslardi. Israrla sormasak, turu kaciracaktik cunku. En sonunda bucuk gibi geldi otobus, sadece birkac bos koltuk kalmis. En arkaya yerlestik, artik doldu derken yeni yolcular aldilar,en son gelen genc yere oturmak zorunda kaldi. Keske onun yerinde olsam demedim degil, arka sira yuksekte kaliyor, soforun de yolcular umurunda degil. Ziplarken bir kere kafami bile vurdum tavana.
Yol fazla degil, molalarla bes saat diyorlardi, sozumona daglardan gececektik. Anlasilan sofor amcamin cani istemedi, bizi satisa falan sokmamayi da goze aldi, daldi tunele. 6300 metrelik tunel yolu en az bir saat kisaltiyor. Biz daglari goremedik ( Ah, cok uzuldum!) ama Hoi An'a erken vardik.
Bir yer bulup, biraz dolastik. Ersoy biraz uyuklamaya gitti, ben nehir kiyisina.Guzel bir yer buldum, soguk birami aldim, bir yandan burada calisan kizlarla muhabbet, bir yandan etrafi seyret, yaziyorum iste..
Oturdugum restoranda birazdan yemek kursu baslayacak. Son zamanlarin populer aktivitelerinden biri. Istanbul'da da biri denemisti ama yurutememisti, yanlis hatirlamiyorsam. Neyse, burada oturmama kimse ses cikarmiyor, bedava ders dinleyecegim anlasilan. Ne guzel, artik hepinize Vietnam yemegi yaparim donuste...
Aslinda bu Vietnam hakkinda cok da hos seyler okumamistim-duymamistim. Herkes ne kadar asik suratli, para canlisi olduklarindan bahsediyordu. Hatta Laos'tan ayrilirken Vietnem vizem yuzunden sorun ciktiginda Ersoy'a “Gitmeyelim ya, ben de cok Vietnam meraklisi degilim zaten” bile demistim. Bana kalsa bileti degistirip baska bir yere giderdik. Sagolsun Ersoy beni sakinlestirdi de, buralara gelebildik.
Soylenenlerin hepsi hikaye. Ben gittigimiz yerlerde gulumsemeden baska birseyle karsilasmadim. Siz birazcik gulumseyin, bakin insanlar nasil da degisiyor. Agresif pazarliklar, bagrislar yok. Turu onlardan almazsaniz otelciler kiziyormus.. Yok ya. Benim basima gelmedi ama hadi oyle oldu diyelim. Ne olur ki elli kurus fazla odesen..Sonucta butun uc ayin sonunda en fazla elli lira odemis olursun. Buralara kadar gelen de onu aramasin artik kardesim. Hani bu bedava mezar bulsam yatarim felsefesini anlayamiyorum ben, kimse kusura bakmasin.
Hep aklima birkac yil once bir Ispanyol'un bana sordugu soru geliyor: “Yuz euro burada bir hafta yeter, degil mi?” Yeter kardesim. Ekmekten baska sey yeme, hicbir yere gitme,yeter. Cok siki butcelerle gezmek zordur, bilirim. Ama artik o butceyle gezilecek yer olmaktan da cikmis buralar, ona gore gelmek lazim.
Yine de herkes ayni olamaz, benim lafima bakip kontrol etmeden de almamak lazim tabii. Boyle olaylar olmasa o kadar sikayet etmezdi millet.
Kabul etmek lazim, ozellikle Hanoi benim gibi alerjik astimi olanlar icin bir cehennem. Ama sehirden biraz uzaklasinca nefes alabilmeye basliyor insan. Tabii sehirden ne zaman ciktigini anlamak da bir mesele. Burada nufus cok yogun, hangi sehir nerede basliyor, nerede bitiyor anlamak imkansiz. Kucucuk bir ulke, nufus seksen milyon civari. Topragin cogu tarim icin kullaniliyor,cok katli binalar sadece buyuk sehirlerin merkezinde. Tarim alanlarinin cogu pirinc. Hem sulu, hem kuru pirinc tarimi yapiliyor buralarda.
Zaten bu bolgelerde pirincin onemini herkes bilir. Insanlarin gunluk yemek rejiminin en buyuk parcasi. Her yemekte, sabah, oglen, aksam ayni. Pirinc. Pilav demek istemiyorum, o bizdeki tavuk sulu, tereyagli pilavlar yok burada. Buharda haslanmis pirinc ayni bizdeki ekmek gibi, her yemegin yaninda. Bir de yagli, degisik malzemelerle yapilanlar var ki, onun da adi kizarmis pirinc zaten. Ersoy deniz urunleriyle yapilanini cok denedi zaten.Bir de hala soyle ucsuz bucaksiz pirinc tarlalarinin hala fotografini cekemedi ya, icine dert oldu. Ne yapalim, isik bir turlu duzelmedi, hep bulutlu. Memlekete donmeden ona bir yer bulmak lazim.
Bu arada pirinc tarimi hakkinda pek bir cahilmisim. Ben de diyorum neden bu kadar zor, adina turkuler duzulecek kadar, Meger once o pirinc tohumlari yesillendirilip, ozel bir tarlaya ekiliyormus. Boylari hafif uzayinca da sokulup asil yerine. Basta tarlayi surmek disinda butun is elle yapiliyor. Bosuna degil tarlalarda devamli birilerinin calismasi.
Laos ve Vietnam'da henuz sadece bir tane traktor gorebildik. Mandalarla isliyorlar topragi. Biraz parasi olanlarin da traktore benzeyen, ama aslinda sadece bir motordan ibaret olan makineleri var. Ayni pancar motoru hikayesi.
Yemek kursuna iki ayri grup geldi bu arada. Rehberlerine sordum, otur, keyfine bak sen dedi. Biraz sonra muhabbete basladik, benim de rehber oldugumu soyleyince basladik rehber muhabbetine.
Bu arada Ersoy burada birkac gun daha kalalim istiyor, dedim ya yorulduk biraz. Ayin 1'ine kadar buradayiz. Zaten ilk basta istemedim ama Ersoy hakli, burasi birkac gun kalmak icin ideal. Burada bir de bisiklet maceramiz var ama uzun hikaye, donunce anlatirim.
Dun ogleden sonrayi plajda gecirdik. Kocaman dalgalar ve ruzgar var ama cok guzel bir plaj. Incecik kum, palmiyeler..Bugun de gidecektik ama fena yagmur basladi. Biz de gunu cafe cafe pinekleyerek gecirmeye karar verdik.
Bu arada ben muthis kitaplar okudum, o kadar cok sey ogrendim, o kadar cok sey birikti ki kafamda...Yazacagim ama yavas yavas...
Hoi An'dan sevgiler

HUE-HOI AN

Hue'de son gun bari tur alalim da ugrasmayalim dedik. Tam gun turlar yemek dahil, giris ucretleri haric 7-8 dolar civarinda. Program cok dolu, Saray, iki kral mezari,iki pagoda,ufak bir nehir gezisi..Aralarinda da epey mesafe olunca bunlarin hepsini gormek icin en az iki gun lazim. Ben zaten daralmisim tapinak falan gormekten. Rehberin ingilizcesini de anlamak icin harcamak zorunda kaldigim enerji yirmi katli binayi merdivenden tirmanmakla esit. Sonucta ne mi gordum ? Eh, fazla sayilmaz. Ersoy'la gruptan ayrilip sarayi birlikte gezdik. Saray Amerikalilarin bombardimani sirasinda neredeyse tamamen yikilmis. Sadece girisi, bir iki ufak bina ve havuzlar duruyor. Bugunlerde dis yardimlarla bir kismi yeniden insa ediliyor. En son kral da 1946'da burada tahttan indigini ilan edip yetkiyi Ho Chi Min hukumetine devretmis. Dedigim gibi, ana giris kapisi ayakta. Burasi ayni zamanda kralin gecit torenlerini izledigi yer. Benim dikkatimi ceken sey, tam kralin locasinin onunde daha yeni yakildigi belli olan buhurlar oldu. Demek hala kralini unutmayanlar var bu ulkede. Butun tur boyunca bir de Mandarin Evi denen tarihi eve girdim, o kadar. Zaten kral mezarlarinin da her yer icin adam basi 55 bin dong girisi var. Ersoy gitti, hepsini gezdi. Ben de ya koyleri dolastim ya da satici kadinlarla muhabbete daldim. Ve coook da eglendim. Ilk koyde grup mezar dolanirken, cikip nehir tarafina yurudum. Arkamdan bir kadin geldi. Eyvah dedim, buradada mi satici. Gelip benimle konusmaya basladi, tek kelime ingilizce yok, satacak mali da yok. Ben saskin saskin siritirken basladi teyze sirtima, kollarima dokunmaya, bir taraftan da guluyor. Taciz sayilir Avrupalarda bu resmen. Ne yapayim, o guldu, ben guldum, oyle birbirimizi anlamadan birkac laf ettik, sonra evine girdi. Meger yakindaymis.
Ne oldugunu ancak daha sonraki iki durakta kadin saticilarla muhabbet edince anladim. Onlar in en azindan biraz ingilizcesi var, yoksa bunlar ulke olarak mi sapik diyecektim. Alakasi yok, sadece derimi cok begenmisler, bana cok guzelsin deyip duruyorlar. Ersoy gelince ona da basladilar “Very beautiful” diye. En son durakta ona da yakisiklisin dediler de kiskanclik cikmadi allahtan. Hatta bana guzel dendikce ufaktan hosuna bile gitti. Hic sormayin, inkar eder....
Son pagodadan tekneye bindik, limana sadece yarim saat, fazla birsey gorulmuyor ama butun gun in-binden sonra iyi geldi.
Burada bir de Payzin'la tanistik. Malezya'da calisan bir Turk kizi. Tesaduf iste, o kadar turun arasinda ayni otobusteyiz. O da Halong Bay turlari hakkindaki kuskularimi dogruladi. 30 dolarlik en ucuz tura gitmis, teknede icindeki kurutulmus muzlara ulasmak icin bir fare arkadasinin cantasinda koca bir delik acip yarim kilo meyvayi bitirmis. Onun da krakerlerini goturmus.
Zaten acayip bir tur oldu bu. Bir gunde bu kadar yer dolasmak zor. Hani hepsini goreyim, fazla zaman ve enerji harcamayayim diyorsaniz, harika. Ama nefes alacak zaman kalmiyor, ben cogu yere girmememe ragmen fazla geldi. Zaten otele gelir gelmez uyudum, Ersoy aksam yemegi icin zor kaldirdi.
Bir an kendimi dusundum, ya bu turda rehber olsaydim diye..Hos bizim rehber tembelmis, ama olsun. O sabah otel otel adam toplama isi bile icimi daraltti.
Yarin Hoi An'a gidiyoruz, otelden su open bus icin yer aldik. Adam basi 3'er dolar. Mandarin'de 2,5'tu ama oraya gitmekle ugrasamayacak kadar tembelim yine.
Aksam yemegi yiyip, DMZ Bar'da biraz takilldik, burada herkes duvarlara birsey yaziyor. Bizim eklediklerimiz : Arzu-Ersoy, Fenerbahce, En Buyuk Fener klasikleri. Olsun, burada da adimiz duyulsun.. Sonra uyumaya gittik....De o is o kadar kolay degil iste. Otelin kapisi kapali, kapinin onunde genc cocuklardan biri uyuyor. Onu kaldirip, resepsiyondan fenerle anahtari bulup odaya cikmak lazim..
Ne zor bu turist olma isi bazen....

VIETNAM HANOI-HUE

Lao havayollari ucabiliyormus, korksam da, denedik gorduk. Otobusle 24 saatlik yolu pervaneli ucakla bir saat onbes dakikada geldik. Ucak koltugunun ozellikle fotografini cektim, aynen Tayland otobusleri gibi, olamayacak her renk bir araya toplanmis.
Havaalaninda Duty Free var, sigarami (Davidoff) kartonu 13 dolara bulunca cok sevindim.Fazla cesit yok ama gayet yeterli. Laos'da fiyatlar ucuyordu.
Motorsiklet cehennemi burasi iste. Buralarda heryerde motor dolu ama burasi bir baska. Sokakta nefes alamadigim ender yerlerden biri Hanoi. Hani Ankara'da buyumek de fayda etmedi. Hayatimda hic kendimi bu kadar kotu hissetmemistim. Astiminiz, alerjiniz varsa buradan uzak durun, ne trafik, ne de hava kirliligi anlatilacak gibi degil.
Burada hemen her sirtcantali gibi sehrin eski bolgesine yerlestik. Biraz tirmanmak lazim odaya cikmak icin ama hemen hemen butun binalar boyle, yapacak bir sey yok. Zaten binalar cok komik, onden cok darlar, eni iki metreyi bile gecmeyeni var. Mimarileri de bir garip, Fransiz-yerli karisimi. Bazilari gercekten guzeldi ama cogu garabet gibi duruyor.
Sehrin gobegindeki gol, merkez sayilir. Herkes buralarda. Eski sehir dedigim yer ise Kapalicarsi'nin trefige acik ve daha o kadar turistik olmamis hali. 39 sokagin her biri bir meslege ayrilmis, bizimkinin sokaginda mezar resimli mezar tasi yapan yerler bile vardi.
Burada biraz muze gezdim, Ersoy gormek istiyor, bari ben de gideyim dedim. Temple of Literature-Edebiyat tapinagi-,Etnoloji muzesi, Ho Chi Min muzesi...Ne yazik ki bizim gittigimiz gun mozolesi resmi bir toren-galiba-kapaliymis. Olsun, muze yeter. Gordugum en guzel duzenlenmis muzelerden biri. Tarihle ilgilenmeyenler bile sirf muze nasil olurmus gormek icin gitmeli. Ama adamlarin fazla detaya kactigi da olmus. Ho Chi'nin bir magarada sandalye ve masa olarak kullandigi taslari bile getirmisler.
Buradan bir de su unlu Halong Korfezi'ne de gidelim dedik. Bir gece teknede konaklamali turlar yemek dahil 30 dolardan baslayip,200'e hatta daha fazlasina kadar cikiyor. Tur almak zor is, zamaninda isim yapan butun acentalarin klonlari turemis, en unlulerden Sinh Cafe'den 60'dan fazla var. O kadar ki, degisik kaynaklarda bulunan adresler bile farkli farkli. Benim teorim aslinda acentanin coktan kapandigi, bir sehir efsanesi halini aldigi. Epey aranip, yorumlari okuduktan sonra biz turu Vega'dan 53 dolara aldik.
Cok pahali olmamasina ragmen ben turu sevdim. Iyi rehber, iyi arac, guzel tekne ve de sasirmama ragmen, iyi yemekler. Ama bu turu gercekten yazin yapmak lazim, hava kapali olunca manzaranin pek tadi cikmiyor. Ama Hanoi'den sonra manzara, acik hava, sessizlik ve Cin Denizi'nde attigimiz bir kac kulac ilac gibi geldi.
Bir de hem giderken, hem de donerken mola alisveris yerlerinde veriliyor. Itiraz yok, cunku duracak baska yer yok. Uc saat de durmadan gitmek icin uzun.
Bizim sofore acidim yolda. Burda korna calmak arac kullanmanin ayrilmaz bir parcasi. Gerekmese de cala cala gidiyorlar. Herhalde bizdeki turizm araclari gibi yasak, zavallim sadece iki kere calabildi.
Burada aklima hep Nisa geldi. Bilmeyenlere, kendisi 2,5 yasindaki yegencigim olur. Yola cikmadan once Ankara'ya gittigimizde Ersoy'la onu alisveris merkezine goturmustuk. Oyun alaninda yaris video oyuncagina oturup durmadan “Bip bip! Cekilin yoldan” diye araba kullanmisti. Bunlari gordukce ikimizin de aklina Nisa geliyor, burayi gorse ne yapar diye dusunup, guluyoruz. Yok yok, merak etmeyin, kuzucugumu buraya asla getirmem. Koca halasinin bile karsidan karsiya zor gectigi, hava kirliligine ancak dayandigi bir yerde isi yok daha. Buyuyunce kendi karar verir.
Donuste oteli degistirdik, yeni yer hem daha temiz, hem daha guzel. Yine merkezde, yine bir suru merdiven var ama bu merdiven cikma isini seviyorum. Hele de kocaman cantayla. Accayip antreman valla. Oteldeki cocuklar almaya kalkiyor, vermiyorum. Gulunu seven dikenine katlanir. Zaten bizimkiler gibi yapili degiller ki, hepsi minnacik. Benim canta oldurur onlari.
Bu arada Hanoi baskent falan ama sadece iki tane alisveris merkezi var. Mecburen gittik, benim Bangkok'tan aldigim ayakkabilar bollasti, bir garip oldu, yururken canim yanmaya basladi. Eski sehir'de aslinda sadece ayakkabi satan koca bir cadde var ama spor ayakkabi ya da yuruyus botlarinin hepsi fena halde sahte. Hani bazi sahteler iyi bile olur ama bunlar felaket. Benim de rahat edebilecegim bir cift ayakkabiya ihtiyacim var, onun disinda yanimda sadece terlikler var, dag bayir gidemem. Hal boyle olunca basladik aranmaya. Ben o kotu sahtelere bile raziydim ama Ersoy aldirmadi, buluruz dedi. Buluruz da, buralarda 39 numara kadin ayakkabisi yok ki. Adidas, Nike, hepsini denedik, istedigim yok. En sonunda yeni acilan Vincom Tower'da Nike bulduk. Buraya gore korkunc bir fiyat, 1,5 milyon dong.Yani 100 dolar. Adamlarin asgari ucreti bile yeni 700'den bir milyona cikmis. Hayatta cikarip, disarilarda birakamam bunu artik. Eski ayakkabilari da yolda eski ayakkabi satan bir teyzeye verdik.
Bir de onemli bir nokta: Burada ac kalmak imkansiz. Hemen hersey var. Hatta sokakta doner bile, o'su noktalarina kadar dogru yazilmis. Hos, hava kirliligi ve pislik yuzunden tavsiye etmem ama o bile var. Sokaktan yemek yemesek de Ersoy'la sokakta oturup, bardagi 2000'e satilan biralardan ictik. Daha dogrusu ben ictim, Ersoy kutu kola icmeyi tercih etti. Hala olmedim!
Epey dolandiktan sonra dun gece trene geldik. Yol daha uzun ve aci vericiymis diye bunu tercih ettik. Ben zaten trenleri cok severim. Baska iki kisiyle paylasmamak icin soft seater aldik, adam basi 270 bin. Ama biz Halong'dayken acentaya aldirdigim icin fazla para odedik. Eh, millete de para kazandirmak lazim.
Tren rahat, bizim bindigimiz fazla durmuyor. Iki seyden rahatsiz oldum: Arkamizdaki, ayagini kafamiza dayamaya calisan sarhos ve soguk. Bir ara tamamen dondum, havalandirmak icin kapilari acmislar. Yine de aksam 11'den sabah 10'a kadar uyudum.
Hue'de bizi klasik taksici ordusu karsiladi. Birine binip, bizimle gelen arkadasinin oteline gittik. Sonra obur taraftakilere de baktik ama bu en iyisi gibi geldi, yerlestik.
Daha yapamadim ama bu yol ve otel detaylarini gecen sene yaptigim gibi ayri bir sayfada verecegim.
Biraz yuruyup, karsidaki pazara gittik. Hala normal bir yer, feci karisik. Domates ve corap almak istiyordum ama otele donelim dedik. Biraz garip bir alisveris listesi ama kahvaltida domates istiyorum ve corabim da kalmadi. Ersoy otela gelir gelmez yataga yikildi, dun butun gece trende birseyler calinacak korkusuyla dogru duzgun uyumadi. Ben de herzamanki gibi attim kendimi disari.
Bundan sonra soz, bu kadar geri kalmak yok. Ama bilin, ikimiz de cok iyiyiz, bir iki ufak ishal vakasi ve benim Hanoi'de nefes alamamam disinda bir saglik sorunumuz yok. Sadece artik biraz yorulmaya basladik. Bir aydir kosturuyoruz, hic dinlenmeden..Yarin icin tur aldik, bakalim su nehir, kral mezarlari nasilmis, obur gun daha da guneye gidiyoruz. Ikimiz de daha sicak icin, hele de deniz kenari icin can atiyoruz.
Rahat bir yer bulup birkac gun dinlenmek lazim artik.
Opucukler,sevgiler......