Sayfalar

6 Kasım 2010 Cumartesi

11.İSOFF OFF ROAD OYUNLARI- TEKİRDAĞ

Her zaman dediğim gibi, gezmenin milyon çeşidi var..Uçarak, bisikletle, yürüyerek, hatta bazı şanssız durumlarda da taşınarak..
Ben geçen hafta sonunu bu sefer de arabayla gezerek geçirdim..Tabii her zamanki gibi üstü açık bir Chevrolet ve elimde bir kadeh şampanya yerine, dağlarda, belime kadar deyip abartmak istemesem de epey bir çamurun içinde ve gece eksilere düşen sıcaklıkta yaptık bu işi.
Bu sefer her ne kadar şampanyam olmasa da elimde en azından altımda arabam vardı..Evet, arabam diyorum çünkü yaklaşık bir ay önce, yıllardır almak istediğim arabama kavuştum. Araba derken, tabii ki bir cip. Ama cip olup da öyle tatlısu ciplerinden değil, hani topuklu ayakkabıyla kullanıp, alışveriş merkezlerini turlayayım cinsinden. 2001 model, off road için modifiye edilmiş, vinçli, projektörlü bir bebek..Hani Amerikan ağabeylerinin yanında minik kalsa da yalnızken büyük bile gözükebilenlerden..Meraklısına: Suzuki Vitara 5 kapı..İşte dağa çıkmadan önceki fotoğrafı:
Güzel çocuk ama değil mi??
Her çocuk annesine güzel gelirmiş ya  :))))
O kadar işin arasında ancak bir elim değdi de, üstündeki çamur lastiklerini çıkarıp, yerine AT ( all terrain) lastikler taktım. Yoksa şehirde, hele de yağmurda kullanmak mümkün değildi. Eski lastikleri güzelce paketledim, hala apartmanda duruyorlar. Bir ara kendilerine yeni jant alıp, dağa gittikçe onları takmak niyetindeyim:))
İSOFF oyunlarını duyunca havalara uçtum. Uzun zaman rallilerde çalıştığım için tanıdığım ve çok sevdiğim bir çok insan var bu camiada. Ama ilk defa kendi arabamla gitmek düşüncesi bile ayrı bir keyif oldu.
Böylece oyunlar cumartesi başlasa bile ben perşembeden gitmeyi kafaya koydum. İyiki de öyle yapmışım, meğer ön hazırlık ekibi de gidiyormuş. Onlarla Tekirdağ'da buluşmaya karar verdik.
Malzeme açısından hiç sıkıntı çekmedim. Evde mutlaka bir gün dağa tekrar gidebileceğimin hayaliyle aldığım çadırım, hiç kullanamadan Afrika'dan getirdiğim ikinci bir çadırım, uyku tulumlarım, yani kısaca bütün temel kamp malzemelerim vardı. Bir kısmını da daha arabayı alır almaz alıp, yüklemiştim bile..Böylece fırtına, yağmur, korkunç bir havada, hayatta en çok sevdiği şeylerden biri uyumak olan ben sabahın köründe yola çıktım.
Yolda hazır geçerken eski yazlığımıza bir uğradım. Orayı anneannemi kaybettikten sonra satmıştık. Yarısı yurtdışında yaşayan bir sülale o kadar büyük bir evle ne yapacak diye. Haklılardı büyükler ama yine de hayatımın otuz yılının her yazını geçirdiğim evi bir kere daha yakından görmek istedim. O fırtınada duvarlardan atlarken sırılsıklam oldu ama değdi. Çok özlemişim evcağızımızı..
Ondan sonra epey zamanım İstanbul'dan gelecek olanları beklemekle geçti.Onlar gelip, Dağyenice köyüne doğru yola çıktığımızda saat akşam dörde geliyordu. Bir de yukarda kar var haberini duyunca o akşamı yukarda dağda değil, köyde, kahvehanede geçirelim dedik. Elektrik dört gündür kesikmiş ama sıcacık soba, daha da güzeli sıcacık insanlar vardı köyde..Eh üstüne de ev yapımı şarap olunca..Bir gece daha mı kalsak diye geçmedi değil içimden..
Herkes o geceyi kahvede geçirdi..Ben?? Hiç sormayın desem?
Arabayla oynayacağım ya..Arabada geçirdim sonuçta. Detayları yazmak hala zor geliyor, bir ara anlatırım. Ama pantolonumu ve polarımı çamura kurban verip, caminin önünde arabadan kısa, mor bir taytla inip bir "OHA" durumu yarattım diyeyim, anlayın..
Yukarıya kırmızı, yani zor rotadan çıktık. Ama sonradan öğrendiğim kadarıyla mavi rota o kadar çökmüş ki, bir sürü insan yolda kalmış. Bizim arabalar sorun çıkarmadı ama Arama- Kurtarma ekibinin arabası epey zorlandı. O kadar kocaman, yüklü arabada çekiş yok. Kullanan çocukların acemiliğinden sandım, yanılmışım. Ben deneyeyim dedim, yok. İsterse Süperman gelsin, çıkmıyor alet.. Zaten boşuna başta normal arabalar gelmeye kalkmasın diye uyarmadılar..
Yukarda gerçekten de kar vardı:))
Diğer arabalar gelirken de çok eğlendik:

Canıma bakın:

Vay çamur vay.....



Böyle yemekler yedik:



Böyle de kamp kurduk..



Benimkinin hala iyi hali..Ön kovan kırık ama keyfimiz yerinde..


Oynadık..



Bu da süper beş yıldız kampımız..



Gün de böyle battı...



Benim canim kırılmadan hemen önce..



Arama- kurtaramama ekibimiz..Dünya tatlısı çocuklar. Araba bir gitse, neler yaparlar..


Ve benimkinin son hali..


İnerken de eğlendik:



Ne diyeyim??
Dönüşümüzü İnecik'ten aldığımız burma sucuklarla kapatacaktık..
Ama dönüşte durduğumuz bir yerde bizim kızanlardan bir klarnetçiye yakalanınca ufak bir göbek atma molası vermek zorunda kaldık..Arabacığımın tekerleri de deniz suyuna değmiş oldu bu mola sayesinde..
Hikaye çoookkk, zaman yok.
Belkim bir ara geri kalanını da yazar, eğlendiririm milleti..
Daha fazla yorum yapmadan, diyorum ki :

5 yorum:

Arda dedi ki...

hahahahhah Trakya yaa,
Cok guldurdun beni yaa

okyay ozturk dedi ki...

Hepsi ayrı güzel de fotolar, anılar...vs. wc yazısı yıktı geçti beni :)))))

okyay ozturk dedi ki...

Hepsi ayrı güzel de fotolar, anılar...vs. wc yazısı yıktı geçti beni :)))))

okyay ozturk dedi ki...

Hepsi ayrı güzel de fotolar, anılar...vs. wc yazısı yıktı geçti beni :)))))

okyay ozturk dedi ki...

Hepsi ayrı güzel de fotolar, anılar...vs. wc yazısı yıktı geçti beni :)))))